'Yazmak benim için bir silahtır'

Çağdaş Kültür Sanat Köşesi’nde bugün yazar Özer Sarıoğlu ile Oruç Aruoba’dan, yazarlıktan ve edebiyatın felsefe ile olan ilişkisinden konuştuk. Aruoba’nın doğduğu kent olan Karamürsel’de gerçekleştirdiğimiz söyleşimizde Sarıoğlu’nun mısralarına yolculuk ettik

Büyütmek için resme tıklayın

‘BENİM USTAM YOK ETKİLENDİĞİM İNSANLAR VAR’

Çağdaş Kültür Sanat Köşesinde bugün Yazar Özer Sarıoğlu ile Oruç Aruoba’dan, Yazarlıktan ve edebiyatın felsefe ile olan ilişkisinden konuştuk. Aruoba’nın doğduğu kent olan Karamürsel’de gerçekleştirdik söyleşimizi. ‘Yazmak benim için bir silahtır’  diyor Sarıoğlu.

Karamürsel’in deniz kıyısında Oruç Aruoba’nın izlerini ararken, Özer Sarıoğlu’nun mısralarına yolculuk ettik. Özer Sarıoğlu, Edebiyat, Şiir kategorilerinde eserler yazmış bir yazardır.Monolog Diyaloglar ve Gibi kitaplarının yazarıdır. Özer Sarıoğlu kitapları; Hayal Yayınları aracılığıyla kitapseverlerle buluşmuştur. Özer Sarıoğlu tarafından yazılan son kitap "Gibi", Hayal Yayınları tarafından okurların beğenisine sunulmuştur.

HA: Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Ö.S: Merhaba, ben Özer Sarıoğlu, Kocaeli’nde doğdum.17 yaşına kadar buradaydım.İzmit ve Karamürsel’de yaşadım. Üniversite için ayrıldım buradan on yıl kadar İstanbul’da kaldım. Ardından bir süre Yalova’da bulundum sonra tekrar geri geldim. İki yıl önce ilk kitabım çıktı. Geçen martta da ikinci kitabım yayımlandı.

H.A: İnsan yaşadığı kente benzer mi?

Ö.S: Ben birçok kentte yaşadım ancak yaşadığım kentte de doğduğum kentte de hep bir yabancıydım. Tabi ki kentin izlerini taşıyordur insan ancak bu benim farkedebileceğim bir şey değil.Hep yabancıydım. Eskişehir’de de Van’da da kendimi hep yabancı hissettim. Ülkeye, kendime yabancı, bu yüzden ben yaşadığım kente benzer izler taşıdığımı zannetmiyorum.

H.A: Yazar için zaman ne demektir?

Ö.S: Kısaca ‘Zaman vs.’ Yıllarca anı yaşayan insanlar olarak yaşadık, carpediem dürtüleri ile. Ancak sonra bunların bedelli oldu. Küçükken yaşadığım travmalarla alakalı zaman hep ölümdü benim için ölümü temsil etti.  Şimdi de zaman ölümle tanımlı bir hal gibi. Ancak artık zaman karşısında daha bilinçliyim örneğin kendime vakit ayırıyorum, kendime vakit ayırdığımda başkalarına da vakit ayırabiliyorum aralarında diyalektik bir bağ var. Zaman bizim algımızda yaşayan bir gerçeklik, evet var ancak çok da üzerine düşündüğüm bir şey değil.

H.A: Kişisel hayatın ve yazarlığın arasında zaman olgusunun karşılığı değişiyor mu ?

Ö.S: Yazar olmak üretiminin tanrısı olmak gibi.  Zaman üretirken durur. Dünyevi zamanın dışına çıkar. Sözcükler, cümleler kendi zamanını inşa eder, her şeyden başka bir zaman gibidir. Kendi yaşamım dünyevi olanla meşguldür.

H.A: Oruç Aruoba sizin için nerede duruyor? Etkilendiğiniz bir yazar mı?

Ö.S: Oruç benim için çok özel bir yerde duruyor.  2003 yılında ayrıldım İzmit’ten, İstanbul’a gittim. İstanbul’da ilk zamanlarımda adaptasyon problemi yaşadım. Oruç ile bu süreçte tanıştım.Benim yoldaşım oldu. Ölümüne çok üzüldüm. Çok özel bir isim Oruç. Özellikle Türkiye edebiyatı ve düşünce tarihi için. Ve adlandırılamayan bir isim, şair değil bunu kendi de söylüyor. Bence yazar da değil çok teknik biri. Yazarken çok hassas hem çok sınırsız hem de kendi sınırları olan, farklı birisi. Belki en doğru tanımlama budur Türkiye’nin farklısıdır Oruç.

H.A: Oruç Aruoba üzerine çok şey söyledi diye sormak istiyorum. Felsefe ile delilik arasında bir yakınlık var mıdır?

Ö.S: Oruç Aruoba kesinlikle deli değil çok mantıklı bir insan. Akademisyen oluşunun disiplininden belki çok disiplinli biri. Bence  delilik ve dahilik arasında giden çok az isim var bunlardan biri William Burroughs. Ama Oruç öyle değil, postmodern etkileri dönüştürmüş ancak bunu delilik ile yada postmodern dinamikleri kullanmak için yapmıyor. Bunu çok doğal, marjinalde dolaşarak kurduğu dil ile yapıyor.  Felsefe ile delilik arasındaki bağı kişiler üzerinden konuşabiliriz. Kişilerin biyografileri, üretimleri üzerinden. Elbette  bu sınırlarda dolaşan isimler de var. Hegel gibi Kant yadaMarxgibi oldukça kararlı belki mantıklı adımlar atan düşünürler varken bir yanda da Nietzsche var. Metinlerin içine girdikçe deliliği yorumlama, alımlama biçimlerimiz de değişiyor. Delilik ne demek bunu baştan yorumlamak gerekiyor.

H.A: Peki kendi üretiminizde nasıl konumlandırıyorsunuz, delilik ve felsefe ilişkisini?

Ö.S: Kendi yaşamımda edebi deliliğin dışında bir deliliğin varolduğuna inandığım anlar yaşadım. Suç ve Ceza’yı onbir yaşında okumuştum, ozamandan beri deli olduğumu düşünüyorum. Üretimlerde insana dönüğüm.

H.A: Felsefenin günümüzdeki yeri ne sizce?

Ö.S: Ben günümüzde felsefenin aktivizme kaydığını düşünüyorum.Çok güzel tartışmalar var. Post human tartışmalar, vegan tartışmalar… Örneğin,ki bunlar felsefe ile iç içe. Felsefe başka bir yere gelmeye başladı. Küresel sistemden dolayı felsefenin pratikleştiğe döndüğünü gözlemliyoruz. Modernizm çok çektirdi, çok büyük etkilerini gördük. Tüm bunlardan sıyrılmanın vakti geldiğini düşünüyorum. Bu da sadece insan odaklı değil hayvan ve doğa odaklı bir değişimle meydana gelebilir. Postmodernizmin bunalımını çok yaşadık, belki de artık altmodern diyebiliriz.

H.A: Kitaplarınızda edebiyat ve felsefenin yeri, ağırlığı nedir? Edebiyat-felsefe ilişkisine nasıl bakıyorsunuz?

Ö.S: Edebiyat ve felsefeyi hiç birbirinden ayırmadım. Bu yüzden asıl soru felsefe ve edebiyatın ne olduğuyla ilgili. Örneğin Şeker Portakalı’nı okurken edebi bir metin görüyorum, Derrida okurken de. Yakın zamanda Anti-Ödipus’u okudum. Gilles Deleuze ve Félix Guattari’den bana bu zamana kadar yazılmış en iyi şiir gibi geldi. Bu yüzden edebiyat ve felsefe iç içe. Birbirinden ayırmak mümkün değil.

H.A: Sizce Oruç Aruoba felsefe ve edebiyat ilişkisini nasıl kurdu?

Ö.S: Bazen bir kelime yazar bazen o kelime üzerinde oynar Oruç, bunlar postmodern dinamiklerdir. Özellikle 80’lerin sonu ve 90’lar başlarında neoliberalizm ile birlikte ülke coğrafyasında bazı yapısal değişiklikler olduğunu görüyoruz. Oruç da bu yapısal değişime duvar örmüş  isimlerden biri. Metinler yazıldıkları dönemin kimi zaman aynası sayılabiliyor ancakOruç’un metinleri döneminin kırık aynası diyebiliriz.

H.A: Ne zamandan beri yazıyorsunuz? Kitaplarınızın yazılma sürecinden bahsedebilir misiniz?

Ö.S: Yakın zamanda öykü kitabımı yayınevinde teslim ettim, sonbahar sonu gibi basılma ihtimali var. Yazarlığa geri dönmem iki yıl öncesinde başladı. Uzun bir aranın ardından geri döndüm. 13- 14 yaşlarından beri yazar olmayı hayal eden biriydim. Aslında istediğim şeyi olduğumu da söyleyebilirim. İki yıl öncesinde ilk kitabım olan Monolog Diyaloglar çıktı. Ancak ilk romanımı 18 yaşımdayken yazmıştım, Ütopik Uykular İstasyonu’ydu ismi.O zamanlar Küçük İskender ile paylaşmıştım ancak cesaret edip yayınevine gönderememiştim. Sonra Monolog Diyaloglar’ın ardından Gibi basıldı. Şimdi bir öykü kitabı hazırladım sonrası için de toplu oyunları planlıyorum.

H.A: Peki 18 yaşında yazdığınız ilk romanınızı ileride okuma imkanımız olur mu ?

Ö.S: Revize yapmayı hiç sevmem ama belki ileride hiç değiştirmeden basılabilir. İçinde ilginç tartışmaların olduğu bir romandı.

H.A : Peki sizin için yazmak ne anlama geliyor ?

Ö.S: Yazmak benim için bir silahtır.

H.A: Yaşama karşı mı?

Ö.S: Hayır, sisteme karşı bir silah.

H.A: Felsefeyapma şiir yazma gibi öğrenilmesi gereken bir şeydir; kendiliğinden olmaz. Bu yüzden kişinin önce çırak olmak gerekir; sonradan, becerebilirse kalfa, sonra da gücü yeterse, usta. Siz bu meseleyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ö.S: Bu sorular, sorunlar Oruç’un akademisyen oluşuyla ilgili. Ben biraz reddediyorum, benim ustam yok, etkilendiğim insanlar var.

H.A: Her insanın gizli bahçesi vardır. Oruç Aruoba kendi bahçesini anlatıyor; ‘Bahçemde bir asma, bir incir, bir de malta eriği var: Asma, yıllardır bakım görmediğinden bolca yaprak veriyor, ama çok az üzüm verdi; İncir, büyük bir dalı yıkıldığı için öleyazdı ve epey meyve verdi. Ama yazsonu, yağmur yağınca, çatlayan meyveleri sineklendi; Malta eriği ise incirin yıkılan dalının gölgesinde kalınca, hiç çiçeklenmedi bile  belki Kasım’da, İncir’in yaprakları dökülünce…’ Özer Sarıoğlu’nun arka bahçesinde neler var ?

Ö.S: Ben bu sorular karşısında metaforik anlatımı tercih etmiyorum. Benim arka bahçem şiddetle başladı, ölümle devam etti araya deprem girdi. Sonra altkültür ile tanıştım. Arka bahçemde travmalar var, baskı var. Meyveler yok maalesef.  Arka bahçemde yalnızlık var, ülke ve dünya ile ilişkili insanların görmezden geldiği kendi hayatlarında istemediği her şey var. Metaforlaştırılmayan gerçeklikler var diyebilirim kısaca.

H.A: Son sorumuza geldik, pandemi sürecini nasıl geçiyorsunuz? Planlarınızı etkiledi mi?

Ö.S: Neredeyse üç ay evden çıkmadım. Okuma yapmaya, dinlenmeye çalıştım. Elbette motivasyonumu etkileyen bir süreçti ama planlarımı olumsuz etkilemedi. Öykü kitabımı istediğim tarihte bitirdim ve yayınevine gönderdim. Ancak pandeminin üzerimde bazı düşünsel etkileri oldu örneğin yönetildiğimizi anladım. İnsanlığın ortak kaderini yaşadığına tanıklık ediyoruz.

H.A: Teşekkür ederiz. Bugün Yazar Özer Sarıoğlu bizlerleydi. Oruç Aruoba’dan yazarlıktan, edebiyattan, felsefeden konuştuk. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ö.S: Herkese selamlar.


Özer Sarıoğlu’nun Çağdaş okuyucuları için önerileri

Öneri Film: Paterson / 2016 | Dram - Komedi | 113' | İngilizce |

Yönetmen: Jim Jarmusch

Oyuncular: Adam Driver, Golshifteh Farahani, Chasten Harmon, Barry Shabaka Henley, William Jackson Harper, Rizwan Manji

Ülke: Fransa, Almanya, A.B.D.


Öneri Kitabı: Yolda / Jack Kerouac

Sayfa Sayısı: 360

Baskı Yılı: 2016

Dili: Türkçe

Yayınevi: Siren Yayınları


Öneri Şiiri: Nilgün Marmara / Manolya


Çağdaş’ın Okuyucuları için Önerileri

Günün Film Önerisi: Dünyada Bir Gece (Night on Earth)

129’ | Komedi, Drama | 12 Aralık 1991 (Almanya)

Night on Earth, Jim Jarmusch'un senaryosunu yazdığı ve yönettiği 1991 tarihli sinema filmi.

Filmin senaryosu: Aynı gece içerisinde dünyanın farklı şehirlerinde -Los Angeles, New York, Paris, Roma ve Helsinki- görev yapan taksi şoförleri ile yolcuların arasındaki diyalogların anlatıldığı 5 vinyetten oluşmaktadır. Filmin senaryosunu yaklaşık 8 gün içerisinde yazan Jim Jarmusch; filmde yer alan şehirleri aklındaki oyuncu kadrosuna göre karar vermiştir. Filmin müzikleri Tom Waits tarafından yapılmıştır.


Günün Kitap Önerisi: Ne Kitapsız, Ne Kedisiz

Bilge Karasu | METİS YAYINLARI
İlk Baskı Yılı: 2017

‘Ona bakıyorum. Susuyor. Önüne bakıyor. Çocukluğundan beri bu oyunu oynar: Gözetlenme oyununu.İşte bundan ötürü bakıyorum ona. Baktığımı biliyor, susuyor, önüne bakıyor. Ne düşündüğünü bildiğimi biliyor."


Günün Şiiri:

Nilgün Marmara / Manolya

O zaman da aynı karanlık, aynı yarasaydı,

Manolya delirmezden önce.

Büyükannemizin kocaman bakla bir evi,

Uzun pencereleri vardı, sedirinde

Ölü doğmuş fareler pembeliği.

Okurduk leziz balgamlı gazetelerini büyükbabamızın,

Okşarken ve korkarken erkek anamızdan,

Babamız bir gılman, pir şefkat,

Acımızın cümbüşünde sarsak bir kukla,

O yokuşta onursuz müezzin kuşları,

Sabaha karşılar, akşama karşılar hep,

Dizleri topunun diplerimiz olmuştu,

Uzun uzadıya bir fener alayı...

Karanlık aynı, yarasa aynı,

Bu eller bu yüzden yıkandıktan,

Manolya delirdikten sonra.


Tarihte Bugün:

1884 - Amedeo Modigliani, İtalyan ressam ve heykeltıraş  doğdu. (ö. 1920)

1884 - Louis B. Mayer, Amerikalı film yapımcısı doğdu.  (ö. 1957)

1891 - Halit Fahri Ozansoy, Türk şair, gazeteci, oyun yazarı ve öğretmen doğdu.  (ö. 1971)

1904 - Pablo Neruda, Şilili şair ve Nobel Edebiyat Ödülü sahibi doğdu. (ö. 1973)

2002 - Ece Ayhan, Türk şair vefat etti. (d. 1931)

2005 - Willi Heinrich, Alman yazar vefat etti.(d. 1920)

2007 - Ulus Baker, Türk yazar ve çevirmen vefat etti. (d. 1960)

11 Tem 2020 - 13:55 Kocaeli/ Karamürsel- Yaşam

Son bir ayda cagdaskocaeli.com.tr sitesinde 149.237 gösterim gerçekleşti.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.




Anket Yeni web sitemizi beğendiniz mi?