Yollar

Bu sene bir arkadaşımın tabiriyle “uçan kaz” misali ülkenin doğusundan batısına uzanan uzun bir yolculuk yaptım. Dönüş yolu uzun ve meşakkatliydi. Daha önce geçtiğim yollar sanki ben yaşlandıkça gençleşmiş gibiydi. On sekiz yıldır geçmediğim yollar sanki ben yaşlandıkça gençleşmiş gibiydi. On sekiz yıldır geçmediğim yollar, “Biz aynı değiliz, çok değiştik.” der gibiydi.

Kasaba kadar nüfuzları olan ilçeler neredeyse şehre dönüşmüştü.  Dükkanların önünde hasır taburelerde oturan insanlar artık kafelere taşınmıştı. Batı yaşam tarzı her şeyi aynılaştırmıştı. Sırtını dağlara vermiş yeşil köyler gördüm. Babasına yaslanmış evlatlar gibiydiler. Her türlü kargaşadan, gürültüden uzak yaşamlarını hayal ettim. Sesimi duyabilseler şöyle derdim. “Kapatın kendinizi dünyanın kara düzenine, sizin yağmurunuz, rüzgarınız size yeter. Boş verin Rusya’nın zalimliğini, ineğinizin ne doğuracağını düşünün.” Bingöl’den geçerken Kemalettin Kamu’nun çobanlarını gördüm. Sanki Nuh Nebi’den bu yana oradaydılar. “Önlerinde bir sürü, yanlarında bir köpek” dolaştırıp duruyorlardı aynı hatırayı. Konya Ovası’nın hiç bitmeyecekmiş gibi gelen sonsuz düzlüğü sanki bir sıvacının malası ile düzleştirilmiş gibiydi. Dağlar o kadar uzak o kadar hürmetkar bakıyorlardı ki. “İşte çekildim önünden. Uzan uzanabildiğin kadar.” der gibi geldi. Yol kenarlarına bin yıllık hanlar gördüm. Hala görkemli ve dik bakışlıydılar. Çocuklarını yuvadan uçurmuş, kahkahasını kaybetmiş emekli öğretmenler gibiydiler. Yalnızlığım yalnızlıklarını duydu ta derinden. Akşehir ovasından Afyon’a kadar uzanan düzlükte yeşiller içinde kaybolmuş kiremitli çatılar gördüm. Kiremit sac kaplamaya dönüşmemişti henüz. Konya, sanki her şeye doymuş yorgun bir zengin gibiydi. “Ben Selçuklunun asr-ı saadetini gördüm. Mevlâna ben de yaşadı. Siz bu doygunluğa ulaşabilir misiniz?” der gibiydi arkasındaki ergen şehirlere. Akşehir’den sonra Afyon ovası “Merhaba” dedi otobüsümüze. Tarlada çapa yapan kadınları selamladım. Uzaktan öpesim geldi. Her şeyi yoktan var eden o kıymetli elleri. Otobüsümüz girince Çöl ovasına bir kez daha şaşırdım. İsmiyle ters düşen yeşilliğine Oğuz boylarının adlarını taşıyan Türkmen köyler serpiştirilmişti ovanın düzüne. Dedemin, babaannemin su içtiği çeşmenin yanından geçerken “Benim neler yaşadığımı anlatmıştı değil mi babaannen?” der gibiydi suyun sesi. Önce babam karşıladı şehrin girişindeki mezarlıktan. Sonra da tarihte ilk güzellik yarışmasının yapıldığı canım Suçıkanım. Orhan Veli usulca fısıldadı kulağıma. “Yolculuk niyetinde değilim ama ulaşsın bütün yolculukların sevdiklerine”.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Günay Bozkurt - Mesaj Gönder

# var

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.