İKİNCİ PAZAR

Covid-19 belasının sebep olduğukısıtlamalar nedeniyle, tüm vatandaşlara belirli günler de ‘’ev de kalmak’’ tavsiye şeklindeydi ama 65 yaş üstü bizlere ve 20 yaş altı gençlerimize tavsiyeden de öte ‘’yasak’’ uygulanması söz konusuydu.

Bu nedenle bizler de Covid-19 belasından nasibimizi evde kalarak alıyorduk.

Ancak geçtiğimiz hafta uygulamaya giren sokak izni ile elli gün sonra sokağa adımımızı attığımız da nasıl ‘’çocuklar gibi şen, altmış beşlikler gibi mutlu’’ olmuş ve bu duygularımızı yazımıza döküp sizlerle kırışmıştık.

Evet sevgili okurlarım, ‘’Ev de kal sağlıklı kal’’dönemininelli yedinci gününeisabet eden bu pazar günkü sokak izni için ayrı bir rota düşündüğümden, farklı güzellikleri sunma umuduyla, saatler tam 12:00 de tüm hazırlıklarımızı tamamlayıp, yola koyulduk.

Hava mayıs ayı sıcaklık ortalamalarının çok üzerindeydi, şort giymemenin pişmanlığı içinde geçen haftaki rota üzerinden Ortaköy sahiline geldiğimde etrafta geçen haftadan farklı bir şey yoktu.

Yalnız bu kez; Ortaköy sahilinden, rotayı Beşiktaş yönüne değil de Bebek yönüne çevirdim.

Yavaş adımlar ile ilerlerken altmışlı senelerde eğitim aldığım, eski Gazi Osman Paşa Orta Okulu’nun ve Yüzme İhtisas Kulübü anılarımı, senelerdir bitmeyen otel inşaatların reklam panolarıyla dolu tahta perdelerin arkasına bırakarak yola devam ettim.

Kuruçeşme’deki eski taş kömürü dağıtımın yapıldığı depoların bulunduğu, şimdiki Cemil Topuzlu Parkı’nın yeşillikleri arasından, eski tekelin çay paketleme binalarına gelirken, önceleri fabrika binalarının harabeleri bulunan alana otel inşaatının hızla devam ettiğini ışıklı reklam panoları ile kaplı ön cephenin aralığından görebiliyordum.

Adımlarımı hızlandırdım çünkü nerede ise bir kilometredir denizden uzak inşaat gürültüleri ve reklam panoları dibinden ilerlemeye devam ediyordum.

Rüzgarın önü kesilmiş, sıcak basmış, ter basmıştı, artık bir an evvel deniz ile karşılaşmak onunla kucaklaşmak istiyorum.

Ottoman Oteli’ni de geçtikten sonra, Kuruçeşme Parkı’nın başlangıcından itibaren İstanbul Boğazı’nın güzelliği ile kucaklaşır kucaklaşmaz, Karadeniz’den esen sert poyraz ile ancak kendime gelebiliyordum.

Bir zamanlar karadaki kum depolarının ve kum yığınlarının, denizin üstünde ise köhne vinçlerin şakırdayan sesleri arasında, kum çeken, at arabaları geldi gözlerimin önüne, pek hoş manzaralar değildi ama hemen caddenin kenarında bulunan fırının her daim bulunan sıcak ekmeği mükemmeldi.

Galatasaray Adası’nın virane görüntüsünün çirkinliğini geçtikten sonra, denize kavuşma umudu ile adımlarımı hızlandırıyorum ama ne gezer, bütün irili ufaklı yatlar ve gezi tekneleri kıyıya aborda ve alarga yapmışlar, denizi görmeyi bırak havayı teneffüs etmen bile imkansız.

Bazı teknelerde de temizlik vardı, çalışanlardan bazıları, özlemini duydukları memleket havalarını sonuna kadar açmışlar, bir ellerine hortum diğer elinde deterjan ve fırça ile güya teknenin güvertesini yıkamaya çalışıyordu, maalesef deterjanlı atık sular, olduğu gibi boğazın güzelim suyuna dökülüyordu.

Teknenin etrafı çepeçevre kimyasal pis köpük ile kaplı.

Hiç oralı değil, o hala memleket havalarını dinliyor, köpürtmeye devam.

Karışsan bir türlü karışmasan bir türlü, karıştım ama uzun hikaye yer kısıtlı, yola devam.

İki aydır bu ikinci sokağa çıkışımızda biraz hava alalım, biraz nefeslenelim, moral bulalım diye ümitlenirken karşılaştığımız olumsuz manzaralar karşısında daha da karamsar olacağımı anladığımda iş işten geçmemişti.

Yalnız denize bakarak hiçbir şey düşünmeden Aşiyan’ı geçip Boğaz kıyısının bittiği eski Rumeli Hisarı iskelesine geldiğimde tam yolun yarısıdır diye düşünüp terli olmama rağmen bir nefes almak için banklardan birine iliştim.

Ufak bir moladan sonra dönüşte karşılaşacağım çirkinlikleri bildiğim için bütün dikkatimi ve konsantrasyonumu doğanın güzelliklerine odaklayıp, hışımla akan Boğazın sesine kulak verince dönüş daha kolay olacaktı.

Bu konsantrasyon içinde dönüşte inanın fazla zorlanmadım, eve geldiğimde telefondaki aktivitelere baktığımda 23626 adımla 18 km’yi de tamamlamıştım ama, deniz kenarı diye planladığım hat olarak 9 kilometrelik güzergahta inşaatlar ve tekneler yüzünden ancak Rumeli Hisarlarının önünde 700 metrede denizi görebildim ve teneffüs edebildim.

Evet değerli okurlarım, boğaz turumu tamamlamıştım ama, ne kadar iyimser olur ne kadar bardağın hep dolu tarafını görmeye çalışsak da üzülerek yazıyorum; Pazar günkü rota üzerinde gördüğüm manzaralar ve olaylar bizler için çok şeyler ifade eden güzel İstanbul’un maalesef elden gittiğinin mesajını veriyordu.

Sizlere böyle olumsuz bir mesaj verdiğim için affınıza sığınıyor ve düsturumuz olan ‘’ev de kal sağlıklı kal’’ mesajını izninizle; ‘’ev de kal huzurlu kal’’ şeklinde değiştiriyorum.

Sevgilerimle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Erimiş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Yeni web sitemizi beğendiniz mi?