NERDE KALMIŞTIK

Evet nerede kalıştık, Covid-19 belasının sebep olduğu kısıtlamalar nedeniyle 50. Gününü tamamladığımız, evde kalmamızın mükafatı olarak verilen sokak izni ile adımımızı sokağa atacağımız yerde kalmıştık her halde.

Önce şunu bir itiraf edeyim, kendimi soğukkanlı ve tevekkül bilirdim, ama sokağa çıkacağım günün gecesi heyecanlanmadım desen yalan söylemiş olurum.

Tatlı bir heyecan vardı içimizde, nereden baksan 50 gün, dile kolay tam elli gündür adımımızı kapıdan dışarı atmamışız.

Bunun için, sosyal hayatın getirmiş olduğu bazı adabı muaşeret kurallarına uymak, bizler gibi dışarıda olan akranlarımızı rahatsızlık vermemek ve sosyal mesafeyi koruyarak kendimize ve başkalarına problem yaratmamak için tüm dikkatimizi toparlayıp bütün hazırlıklarımızı titizlikle yapmamız gerekiyordu.

Bizler de daha önce tedarik ettiğimiz maskelerimizi taktık, uzun zamandır gün ışığından uzak olan gözlerimizi bir anda yormamak için güneş gözlüklerimizi de yanımıza alıp, asansör ve kapı tokmaklarını tutmak için ıslak mendilimizi de hazırladıktan sonra, Zorlu Center önünden Ortaköy’e doğru inişe geçtik.

O ana kadar güneş gözlüklerimi takmamıştım fakat bir an gözlerimin kamaştığını hissettim çünkü ‘’Acem Halısı’’ denilen şu muhteşem silkleman renkli çiçek kümesi yok mu, gözleri kamaştıracak güzellik ve edası ile karşımıza çıkmıştı, bakmaya kıyamıyorsunuz, yanından ayrılmak gelmiyor içinizden.

Bu güzellik abidesinin yanında tabiatı içime sindirirken bir şey dikkatimi çekti.

Hatta birçok şey dikkatimi çekmişti ama en önemlisi kısıtlı günlerin Megapol İstanbul’a fevkalade yaramış olduğunu çok net bir şekilde hissettim; Yirmi milyonluk mega şehir dinlenmiş adeta yenilenmişti, mevsimin de getirdiği tazelikle yeniden canlanmış olduğunu, yeşili ile çiçekleri ile erguvanları ile herkese merhaba dediğini duyar gibi oluyordum.

Bu hoş duygular içinde ilerlerken, tanısın tanımasın istisnasız herkesin bir birlerini selamlayıp mutluluklarını paylaşmaları ayrı bir güzellikti. Yavaş adımlarla, açık olan fırınların, tatlıcıların ve gazetecilerin önünden geçerek, Ortaköy sahiline geldik.

Tekrar gözlerim kamaştı; Rabbim Allah’ım bu ne güzellik, ne zerafet, bu ne renk armonisi, bu ressamı anonim doğa tablosu karşısında gel de gözün kamaşmasın, olanak var mı?

Tabiatın yeşili, erguvanın moru ile boğazın mavisi ne kadar birbirine yakışmış, ne kadar görsel bir manzara veriyor, insanın içini açıyor.

Bir de atalarımızdan bizlere miras kalan 1853 yılında Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmış olan Büyük Mecidiye Cami’nin beyaz kesme taşlarının boğazın sularında ki yansıması yok mu?

İnanın, insan bu kısa zaman içinde görmüş ve hissetmiş oldukları güzelliklerin zihninde bıraktığı izlerin anısı ile günlerce, sıkılmadan tek gözlü evde yalnız başına kalabilir.

Evet değerli okurlarım ayrılması zor olan fakat zamana göre biraz kalabalık olan sahilden hemen ayrılıp yürüyüşe devam. Aşağı yukarı üç veya dört yüz metre ileriden Yıldız Parkı’nın alt kapısından adımımızı attığınız andan itibaren kendinizi cennetin bir köşesinde hissediyorsunuz.

Nasıl anlatılır, neresinden başlanır bilemem ki;

Yabani kestane ağaçlarından mı başlasam veya sulak yerlerdeki boyunlarını bükmüş akasya ağaçlarını mı? Yoksa üstlerini kaplayan salkımların saldığı mis kokulardan mı? O lalelerin son dönemleri olmasına rağmen güzelliklerinden mi? Papatyaların halı gibi yemyeşil çimenlerin üzerine yayılmalarından mı? Öbek öbek menekşelerin arasına serpiştirilmiş amber gibi kokan fulyalarından mı? Daha neler neler anlatılır gibi değil o yüzden gitmek görmek, hissetmek ve yaşamak lazım.

Yıldız park’ının üst kapısından çıkarken sabırsızlık içinde olan torunlardan; Neredesiniz? Diye telefon gelince, on dakikaya kadar orada olacağımızı bildirip yola koyulduk.

Çocuklarımız ile görüşmeyeli uzunca bir zaman olmuş, hepimiz büyük bir hasret içersindeyiz.

Bizleri kapıda karşıladılar, içimizden sımsıkı sarılmak geliyor ama yapacak pek bir şey yok, yavrularımızın sağlık ve iyilikleri için sosyal mesafeyi korumak durumundayız. Dirsek tokalaşmasından sonra, çok kısa olsa bile tatlı ve huzurlu dakikalar geçirip ufak bir hasret giderme imkanını yakalamış olduk.

Fazla da kalmadan Barbaros Bulvarı’nın boş caddesini takiben Zincirlikuyu’ya geldiğimizde antrenmansızlık nedeniyle yorgunluk hissetmeye başlamıştık, kısıtlamalar da başlamadan eve dönme vakti gelmişti.

Kestirmeden gitmek için Zorlu Center’in içine girip ateşimizi ölçtürdükten sonra açık bölüm üzerinden yuvamıza ulaştığımız zaman saat tam 16.00’yı gösterdiğinde, bizde 11.800 adım ile 9 kilometreye yaklaşmış oluyorduk.

Evet değerli okurlarım kantarın topunu biraz fazla mı? Kaçırdık bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa;

Oda Allahın bizlere vermiş olduğu ‘’Hayatın en güzel hediye’’ olduğudur.

Yeter ki hayatın, yaşamın, sevginin, değerini bilelim, sağlıklı bir nefes almanın bedelinin hiçbir şeyle ölçülemeyeceğinin bilincinde olalım.

Misafir olduğumuz bu dünya da, hırs ve ihtirasa kapılmadan huzur içinde insanları severek ortak değerleri paylaşalım.

Her sağlıklı günün kıymetini bilerek, güncel basit olayların üzerinde fazla durmadan Covid-19 denen bu belanın yaşattığı sıkıntılı günlerin verdiği dersler ile geleceğe ümitle bakarak, yaşamın kıymetini bilelim.

Sevgilerimle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Erimiş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Yeni web sitemizi beğendiniz mi?