1977’nin kanlı 1 Mayıs’ında Taksim’deydim...

Bugün meydanlarda 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlayacaktık ama Korona engeli çıktı. Ülkemizde ilk kez 1923’te kutlanmaya başlanmıştı. 2009’dan bu yana ise resmi tatil haline geldi. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi 1 Mayıs’ı uzun süre yasakladı. Ondan önce 1977’nin 1 Mayıs’ında çok büyük bir kırılma yaşandı. O kırılma hem işçi sınıfı için hem de sol siyaset içindi… Ve ben de o güne tanıklık etmiştim, hem de ölümden kıl payı kurtularak…

43 yıl öncesi…

Her 1 Mayıs geldiğinde kendimi, 34 kişinin öldüğü 1977 yılındaki kanlı 1 Mayıs’ta bulurum. Aslında kanlı demek yetersiz kalıyor, bu bir katliamdı. Bugüne kadar hiç aydınlatılamadı. Ama oluşmuş genel kanaate göre dönemin derin devleti ya da Ergenekon tarafından yaptırılmıştı. Hayatımda unutamadığım anlarımdan biridir. İşte her 1 Mayıs’ta tarihe not düşmek ve bizden sonraki kuşaklar da bilsin diye yaşadıklarımı özetle aktarırım. Bu aynı zamanda 43 yıl öncesinin Türkiye’sinden kalan çok acı bir fotoğraf niteliğindedir. Çünkü işçi sınıfı, sol siyaset ve Türkiye için ders çıkarılması gereken bir kırılma noktasıdır.

O gün, en fazla ölüm Taksim Meydanı’ndan Kabataş’a doğru inen Kazancı Yokuşu'nun hemen başında yaşanmıştı. 34 kişiden 25’i burada ya kurşunlara hedef olarak ya da ezilerek ölmüştü. İzmit’ten giden pek çok arkadaşla birlikte oraya sürüklenmiştik. Bizler yaralı olarak şans eseri kurtulmuştuk. İşte o günün acısını, psikolojisini, her yıl bir kez daha yaşıyorum. Katillerin bulunamamasına ise her yıl bir kez daha kahrediyorum.

Türkiye Sol’u paramparçaydı…

1 Mayıs 1977 günü gergin başlamıştı. Türk solu birbirlerinin canına kıyacak kadar derin çelişkiler içindeydi. Çin yanlısı Halkın Kurtuluşu ve PDA grubu, Sovyetler Birliği (Rusya’nın o yıllardaki adı) yanlısı TKP ve Arnavutluk’a yakın siyasi gruplar adeta kanlı bıçaklıydı. Dev Genç hareketi ise bunların dışında olup daha bağımsız politikalar üretmek iddiasındaydı. Türkiye Sol Hareketi genel olarak içinde bulunduğu bu kaostan kendini kurtaramamış olarak o güne geldi.1 Mayıs’tan önce Türkiye genelinde yaşanan gerginlikler Taksim Meydanı’na yansımıştı. Biz alanda iken (öğleden sonrası) Taksim Meydanı’na çıkan sokaklarda sol gruplar arasında ufak tefek çatışmaların (Miting başlamadan önce) çıktığı haberleri geliyordu.

Devrimci hareket yükseliyordu…

O gün öyle bir siyasi hava vardı ki, bütün sol gruplar birbirleriyle çatışır durumda olduğu için dışarıdan (kontrgerilla veya derin devlet ya da ne ise) Taksim Meydanı’ndaki Sular İdaresi üzerinden uzun menzilli silahlarla ateş açması hep görmezden gelindi. Bu yolla ‘Sol örgütler birbirini vurdu’ yönünde kanaat oluşturulmaya çalışıldı. Yani bütün suç onlara yıkılmak istendi. Oysa dönemin derin devleti katliamı tezgahlamıştı. Sol gruplar arasındaki gergin hava kuşkusuz o yıllardaki devrimci hareketin en büyük zafiyetiydi. 1 Mayıs 1977’ye gelinirken, öğrenci gençlikten oluşan siyasi gruplar işçi sınıfına önderlik yarışı içinde bulunuyordu. Gerginliğin en büyük nedenlerinden biri de buydu. Ama Sol’daki bütün dağınıklığa rağmen devrimcilik yükselen büyük bir dalga haline gelmişti. İşte kontgerilla aracılığıyla bu yükseliş durdurulmak istenmişti. O nedenle 1 Mayıs 1977 bir kırılmaydı ve 12 Eylül’e giden yolun başlangıcı olmuştu. Nitekim 3 yıl sonra da 12 Eylül 1980 Askeri Darbe geldi…

Ölümün soğuk nefesi…

Taksim meydanı yaklaşık 500 bin kişi ile dolmuştu (Böylesi kalabalık o güne kadar Türkiye’de hiç toplanmamıştı) ama benim içimde o gün garip bir his vardı. Biraz korku, biraz endişe iç içeydi. Konuşmalar başlamış Taksim Meydanı tam bir şölen alanı gibiydi. Meydanı’nın Batı yönünde bulunan ve Sular İdaresi olarak bilinen merkezin duvarları üzerinden silah atışları başladı. Muazzam büyük kitle, adeta sele kapılmış gibi dalgalanmaya başladığında meydandaki bir elektrik direğine sarılmakta buldum çareyi.

İnsan seli sürükledi…

İnsan seli beni 100 metre arkamızdaki Kazancı Yokuşu’na sürükledi. Sürüklenen arkadaşların en önde olanları kurşunlara hedef olup düşünce, arkadan gelenler de onların üstüne düştü. İnsanlar üst üste yığılırken şans eseri biz onların üstünde ve ayakta kaldık. İzmitli yakın bir arkadaşımla göğüs göğüse sıkıştık ama altımızda bulunan arkadaşların (çoğunluk İzmitliydi) canhıraş sesleri ve yardım isteklerine hiç yanıt veremiyorduk. Ölümün soğuk nefesini birlikte hissettiğimiz arkadaşım benden kısa olduğu için sararan yüzünü görünce ona kendimce nefes alma mesafesi sağlamaya çalışmıştım. Ama ben de ne kadar dayanabilirim diye düşünüyor ve ölüme doğru yol aldığımı kabul ederek Allah'tan yardım diliyordum. Düşünebiliyor musunuz hepimiz arkadaşlarımızın üzerine basarak ayaktayız ve ölüme çok yakın olduğumuzu da his ediyoruz. Peki o kadar sıkışıklıktan üzerlerine basmak durumunda kaldığımız arkadaşlar ne yapabilirlerdi ki? Bazılarının "Ne olur elimizi tutup bizi yukarı çekin” feryatları hala kulaklarımda çınlıyor. Ne kadar sürdü hatırlayamıyorum ama o süre saatler gibi geldi.

Eczanenin camları kırıldı…

Kazancı Yokuşu’nun hemen sağ tarafında (inişte) bulunan bir eczanenin (Adı Pamuk’tu hiç unutamıyorum) camları kırılınca arkadaşlarımız oraya doluştu. Bu sayede sıkışıklığımız azaldı ve arkadaşlarımızın üzerine basarak verdiğimiz ölüm – kalım mücadelesi bitmiş oldu. Biz o sıkışık halde ölümün soğuk nefesini hissederken üzerimizden kurşun yağmuru geçiyordu. Kazancı Yokuşu’nun sol tarafında bulunan 5 yıldızlı otelin ikinci katındaki balkondan üzerimize ateş ediliyordu. Bana isabet etmemesi tamamen bir tesadüften ibaretti. Ateş edenler kuşkusuz o günkü derin devletin elemanı görevliler ya da provakatörlerdi. Ama onlar da aradan geçen bunca yıla rağmen kimlikleri ortaya çıkarılarak, yargılanmadılar…

Sıkışıklıktan kurtulduğumuzda oradan uzaklaşmak istedik. İşte o sırada altımızda kalmış olan arkadaşların öldüğünü fark etmek ise tam anlamıyla korkunçtu. O anı hiç unutamıyorum. Onların üzerine basmamak adına adeta sekerek oradan kurtulmaya çalışmak çok acıydı. Kiminde kurşun yarası, kiminde ezilmekten dolayı kulak ve burunlarından kanlar akmakta ve cansız biçimde yatıyorlardı.

1 Mayıs Bayramı’nı kutluyorum…

1 Mayıs 1977 günü ölen 34 kişiye Allahtan rahmet geride kalan yakınlarına, sevdiklerine, dostlarına, yol arkadaşlarına ve ülkemizin tüm devrimcilerine bir kez daha başsağlığı diliyorum. Bugünkü 1 Mayıs kutlamalarına Korona engel oldu. Dolayısıyla ülkemizin her yanında ve kentimizin meydanlarında bu kez görkemli kalabalıklar olmayacak. Ama dijital platformlarda 1 Mayıs’ın ruhunun en güzel biçimde bir şölen havasında yaşatılacağını umuyor ve temenni ediyorum… İşçi sınıfının ve tüm emekçilerin bayramını kutluyor, onların örgütlü bulunduğu sendikalara da başarılar diliyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sadun Çetin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Kocaelispor Play-Off 'da nasıl bir performans gösterir?