Mutasyonlu virüs…

11 Mart 2020 günü akşamı Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ülkemizdeki ilk Korona virüs vakasının görüldüğünü açıklamıştı. Ondan sonrasını hepimiz biliyoruz…

Neredeyse 10 ay sonra önceki akşam yine Bakan Koca’dan bir açıklama geldi; “İngiltere’den yurda giriş yapan 15 kişide mutasyonlu virüs tespit edildi ve gözetim altına alındılar. Geçici olarak bu ülkeye gidiş gelişleri yasakladık”

Bundan sonra ne olur bilemiyoruz…

Çünkü Mart’ta sahne alan yeni tip Korona virüsü daha henüz tam olarak bilim insanları tanıyamamış iken, aşı daha tam olarak sahaya sürülememiş iken bu mutasyonlu virüs elbette moral bozucu bir gelişme…

Ama unutulmamalı ki; mutasyonlu virüs de olsa temizlik, maske ve mesafe (TMM) kuralı yine en önemli yardımcımız. Ve bilim insanları, bulunan aşıların bu mutasyonlu virüs üzerinde de etkili olacağını düşünüyorlar. Bu da sevindirici…

Dolayısıyla üstat Çetin Altan’ı bir daha rahmetle analım ve enseyi fazla karartmadan, bilim insanlarını dinleyelim.

Ayrıca Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı uyarılara dikkat kesilmemiz gerekiyor. “Bakan Koca’ya artık ilk dönemdeki gibi inanmıyoruz” diyebilirsiniz, ama inanın kaos daha kötüdür. Her kafadan bir ses çıkarsa oluşacak kakofoni, moralimizi bozmak ve sağlığımız için tehlikeli oluşturmak dışında başka hiçbir işe yaramaz.

Benim önerim; araştıralım, soruşturalım, kuşkularımızı koruyalım ama Bakanlığı ve Bilim Kurulu üyelerini otorite kabul edip onların açıklamalarına itibar edelim…

Ev hayatını
özledik mi?

Geçen gün bir dosttan güzel bir söz duydum; “Kısıtlama olup evde kalınca kendimi resetlenmiş hissettim. Zamanla yarışan paldır küldür bir hayat yaşıyorduk. Bunu kabullenip, içselleştirmiştik. Oysa iş yaşamının bu hızlı koşturması içinde, oturup ruhumuzu dinlendirmeyi çoktandır unutmuştuk”

Güzel bir tespitti…

Ortamda 5-6 kişi vardı. Önce şaşırdık. Ancak bu sözler bizleri öylesine silkeledi ki, bir saniye bile geçmeden hepimiz “Çok doğru söylüyorsun” deyiverdik…

Peki bu kadar süratli ortak teşhis nasıl oluştu?

İlk başta sanki kendiliğinden bir duygudaşlık oluşmuş gibi geldi. Ama durum öyle değildi; Demek ki ortamdaki 5-6 kişiden her birimiz, bunu ayrı ayrı olarak daha önceden akıl süzgecimizden geçirmişiz. Yoksa o tahlile bir saniyede nasıl okey verebilirdik ki?

Hiç dışarı hava almaya bile çıkmamacasına evde günlerce bir arada yaşamanın elbette çok büyük zorlukları var. Hele evde nüfus çoksa, onun getireceği sıkıntılar fazla olacaktır.

Çoğunluğumuz ailece eğlenmeyi, birlikte vakit geçirebilmeyi yıllar önce unutmuş. Dolayısıyla evdeki bu yeni hayata ayak uydurmak kuşkusuz kolay olmayacaktır.

Ama bunları pandeminin ilk döneminde yaşadığımızı hatırlayınca, filmi hemen geri sarıyor ve tecrübelerimiz aklımıza geliyor. Nereden bakarsanız bakın, asla kolay değil. Ancak bu bir mecburiyet… O halde bundan mutluluk çıkarabilmenin yollarını aramalıyız. Yoksa evlerimiz cehenneme döner.

O tehlikeli bir
provokasyondur…

Sözcü gazetesinin önceki gün “ 2020’nin torbasından felaket ve gözyaşı çıktı” diye 9 sütuna hem de iki satır olarak attığı manşet haberin içine Ayasofya’nın açılışını da koyması büyük tepki topladı.

Tepkileri çok haklı buluyorum. Sözcü gazetesinin yaptığı, provokasyona yönelik sapkınlıktır. Ayasofya’nın açılışını eleştirebilir, karşı çıkabilir. Bunu zamanında yaptı zaten. O çok ayrı…

Ama “Felaket ve gözyaşı” dediği torbaya koyarak Korona virüs salgınıyla, iki büyük depremle, kadın cinayetleriyle birlikte eşitlemeye kalkması kabul edilebilir bir gazetecilik anlayışı değildir. Çünkü dini hassasiyetler üzerinden ülkenin sinir uçlarına basmak işlevi taşımaktadır. O nedenle Türkiye için çok tehlikeli bir provokasyondur.

Nitekim tepkiler karşısında gazete dün özetle şu açıklamayı yaptı; Editoryal hata olarak yorumlanan bu sunumda Ayasofya’nın açılışına “felaket” demek gibi bir kastımız yoktu…

Sözcü bu toplumun bir parçasıdır. Bizler de milletimizin sevindiğine sevinir üzüldüğüne üzülürüz…

Kırmızı çizgimiz “vatan, millet, devlet, bayrak ve dindir” Yıllarca Sözcü gazetesi bunlara saygı duydu…

Ben bundan sonrası için takdiri kamuoyuna bırakıyorum…

Mevlüt Soysal’ın
“Babamla Ben” i…

Hafta sonu evde kalınca kitap okumaya ayırdığım zamanım da arttı. Geçen hafta kentimizin en eski sanayicilerinden rahmetli Necmettin Bitlis ile onun kurduğu Polisan’a ait hikayenin anlatıldığı ve Nuri. M. Çolakoğlu tarafından hazırlanan “Her şey hayal etmekle başlar” adlı kitabı okumuştum.

Bu hafta sonu sevgili meslektaşım Mevlüt Soysal’ın 17 Ağustos 1999 depremini anlattığı “Babamla Ben” kitabını dün bitirdim. Genellikle aynı anda üç dört kitabı okuyorum. Ama buna başladığımda kendimi alamadım ve bir solukta bitirdim. Yani öylesine akıcı bir dille yazılmıştı ki kendimi kaptırıp, keyifle okudum.

Mevlüt şöyle özetliyor;

“Sesimi duyan var mı?” hiçbir cümle bu kadar can yakmadı. 45 saniye hiç bu kadar uzun olmadı. 17 Ağustos gecesi yerle gök bir oldu, yıldızlar döküldü çığlıkların üzerine.

Babayla oğlun yaşam hikayesine acı, sır ve soğuk bulaştı o gece. Kapanması zor mesafeler girdi araya. İkisi de aynı yöne bakıyordu oysa. Deprem bilimci olmuştular artık, gelecekte aynı acıların tekrarı olmasın diye. Kabuklaşmış yaralara neşter vurup içindeki irini çıkarmaktı tek çare.

Yalçın bir adım ileri gittikçe Sarp iki adım geriye kaçıyordu. Zordu geriye kalanların yaşamları, çünkü ortak paydada ölüm vardı hep. Leyla kilit, Nesrin anahtardı sanki. Yine de umuttu umutsuzluğun ilacı.

Bu sarmalda nedenler ve nasıllar sorgulanmadıkça çözümsüzlük elzemdi. Yalçın çok adım ileri gittiğinde Sarp bekledi, yüzleşmenin çizgisinde. Ya sonrası?

Eline, kalemine sağlık diyerek Mevlüt Soysal’ı kutluyor, okurunun bol olmasını temenni ediyorum…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sadun Çetin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Kocaelispor Play-Off 'da nasıl bir performans gösterir?