Anneler Günü… İdam Gecesi Anıları… Kitaplarım…

Anneler Günü

Kutlu olsun…

Dünyamızın en kutsalı, şüphesiz annelerimizdir. O nedenle, biz sadece bugün değil, Allah’ın her günü annelerimize saygı, minnet ve şükran duymalıyız.

Bugün evinin içine girmeden, dış kapıdan Pandemi kurallarına uyarak maskeli ve mesafeli biçimde, annem Müzeher Çetin’e iyi dileklerimi uzaktan ileteceğim. Elbette geçen yıl olduğu gibi bu kez de elini öpemeyeceğime ve ona sarılıp kucaklayamayacağıma üzülüleceğim.  Ama biliyoruz ki, zaman Pandemiye karşı dikkatli olma, kurallara uyma zamanı…

Tüm annelerin bu güzel gününü kutluyor, en başta kendi annem Müzeher Hanımefendi olmak üzere tüm annelerin ellerinden saygı ve sevgiyle öpüyorum. Hepsine sağlık içinde mutlu yıllar diliyorum.

İdam Gecesi Anıları;

6 Mayıs 1972…

Perşembe günü 6 Mayıs’tı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnanın’ın idam edilişlerinin 49’ncu yıldönümüydü.  Cumhuriyet gazetesinden Zeynep Oral’ın yazısını okuyunca aklıma kütüphanemdeki o kitap geldi.

Deniz’lerin avukatı Halit Çelenk’in yazdığı;

İdam Gecesi Anıları…

Dün bir kez daha okudum…

Beni alıp 1970’lerdeki lise ve üniversite yıllarıma götürdü…

Her seferinde olduğu gibi yine karmaşık duygulara kapıldım; Acı, üzüntü, gençlik yılları ve idealizm… Tabi ki Bağımsız Türkiye sevdasının devrimci ruhu.

O gecenin, O an’ı…

(Zeynep Oral’dan aldım)

 “Sehpanın önüne geliyor. Sehpanın altında bir masa ve üstünde bir tabure var. Elleri arkasından bağlı, topuklarına kadar inen ve ayaklarına hareket olanağı vermeyen dar gömlek giydirilmiş bir insanın kendi başına masanın üzerine çıkması olanaksız.

Gardiyan yardımıyla masanın üzerine çıkıyor. Oradan masanın üzerinde bulunan tabureye kendi kendine çıkarak tepesinde duran ilmiği başına geçirmek istiyor. İlmik iki kattır, dardır, sıkılmıştır. Kafası girmiyor. Bir gardiyan ilmiği açıyor ve genişletiyor.

İlmik artık Deniz’in boğazına asılıdır.

İnfaz savcısı ‘çek, çek’diye bağırıyor. Bu esnada Deniz, ayağının altındaki tabureyi tekmelemek isterken, cellat arkadan tabureye vuruyor. Tabure yere düşüyor. Denizin ayaklarının uçları masaya kadar uzanıyor.

Denizin boyunun sehpaya göre hesaplanmamasından doğan bu durum, görevlilerde bir şaşkınlık, bir heyecan yaratıyor. Bunun üzerine infaz savcısı ‘Masayı da çek’ diye bağırıyor.

Masada çekilmiştir artık. Saat gece yarısını geçmiştir; 01.25.

Deniz karşımızda, uzun beyaz gömleği içinde asılı duruyor. İpte ağır ağır dönmeyebaşlıyor. İki kez dönüyor ve duruyor. Sonra göz kapakları iniyor. Alt dudağı aşağı sarkıyor. Kasılmalar başlıyor. Belden aşağısını üç kez, aralıklarla silkiyor. Sanki arkasına bağlı ellerini kelepçeden kurtarmak istiyor.

10 dakika sonra doktorlar Deniz’in nabzını yokladılar. Nabız hala atmaktaydı.

Doktor bana doğru eğilerek, ‘üzülmeyin, sandalye çekilip düşme meydana gelince boyun kırılır, beyinle bağlantı kesilir ve artık acı duyulmaz’ diyor.

İnfaz savcısı kelepçelerin çözülmesini emrediyor. Kelepçeler çözülüyor, Deniz’in ölü kolları, gömleğinin altından aşağı doğru sarkıyor. 15 dakika sonra doktorlar yine nabız yokluyorlar. ‘Nabız yine atıyor’ diyorlar.

Nabız tam 50 dakika sonra durmuş”

6 Mayıs 1972’de Deniz 25 yaşındaydı…

Dün bu kitabı bir kez daha okurken her seferinde olduğu gibi yine duygulandım yine gözlerim yaşardı.

Onlar sadece anti emperyalisttiler ve Bağımsız Türkiye’ye sevdalıydılar.

Onlar her yıl biraz daha iyi anlaşılıyor. Onlara karşı duyulan sevgi her yıl katlanarak büyüyor. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan’a Allah rahmet eylesin. Onları seven sayan herkesin acısını paylaşıyorum…

Bu hafta daldığım

kitaplar…

Tam kapanma ile Cumartesi- Pazar kısıtlaması başlayınca evde kalış süremiz arttı. Diğerleri gibi biz de kağıda basılı gazetemizi hafta sonları yayınlanmıyoruz ama internet haber sitemiz yayında. Ben de bir yandan günlük yazılarımı yazıp gündemi takip ediyorum diğer yandan da bol bol kitap okuma fırsatı buluyorum…

Üç haftadır okuduğum  iki kitabı bu gün bitirmeyi hedefledim. Yuval Noah Harari’nin Sapiens ile Homo Deus…

4-5 kitabı bir arada okuduğum için bunlar biter bitmez elime alacağım kitapları da seçmiş bulunuyorum…

Bir:

Martin Ford’un(New York Times Betselleri);  Robotların Yükselişi – Yapay Zeka ve işsiz bir gelecek tehlikesi-

Bu kitabı Lastik- İş Sendikası Genel Başkanı Alaaddin Sarı hediye etmişti, ancak elime alabildim…

Finansial Times kitabı şöyle yorumlamış; “Çok iyi araştırılmış bir kitap. Ve insanın huzurunu kaçıracak derecede ikna edici”

İki:

Stephan Hawking’den; Aforizmalar (özlü, çarpıcı, aykırı söz)

Hawking, Einstein’den sonraki dünyanın en parlak teorik fizikçisi kabul ediliyor.

Hawking diyor ki; “Bilginin en büyük düşmanı bilgisizlik değil, bildiğini zannetmektir”…

“Bu kitap ayakları yerine gökyüzüne bakmayı seçenler için”…

Sağlık içinde mutlu bir Pazar diliyorum…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sadun Çetin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.