TUTAMAK

58. Venedik Bienal’inin sloganı daha önceden bir buzdolabı süsünün üzerinde yazdığı haliyle yerleşmişti zihnime. Tekrar tekrar dolaşıyor bu aralar, nerden geldiyse aklıma: “May You Live İn Interesting Times.” Türkçesi: Tuhaf Zamanlarda Yaşayasın. Yaşadığımız zamanın son derece tuhaf olmasından ötürü olabilir mi? (tebessüm ediyorum)

‘Beddua gibi sanki’ diye düşünürken detaylı araştırıp öğreniyorum ki; ana tema meğerse eski bir Çin bedduası imiş. Düşüncelerimde haksız da sayılmam, sahiden de tuhaf zamanlarda yaşıyoruz…

Evlerimizi, yani günlük yaşamın aşinalığını kaybettik. Güven duygumuzu, birbirimize safça, şartsız şurtsuz güvenebilmeyi kaybettik. Dünyada pek kıymetli bir öneme sahip olduğumuz inancını kaybettik. Hislerimizi, hislerimiz doğrultusunda tepki verme yetimizi kaybettik. Tepkilerimizin doğallığını, jestlerimizin sadeliğini ve duygularımızı olduğu gibi ifade edebilmeyi…

İnsan gün içerisinde onlarca hikâye dinliyor, insanların hikâyelerini. Ve yine okuduklarımız. Bizleri alıp kendi yolculuklarına; onca sevince, acıya ve kedere ortak eden kitaplar. Bazı şeylere hazırlıklı olmak gerekiyor. Ama olmuyor. Her şeyin oynak bir zeminde oluşu, bu belirsizlik, bu güvensizlik insanı tedirgin ediyor.

Değişmeyen tek şey değişimdir. Kesin olan tek şey ise belirsizliktir! Her şey bir “oluş” halindedir, çoğu zaman da tam “olmaz”. Tamamlanamaz. Bu yüzden de hemen hemen her şey yarım kalır. Yarım kalınır.

Nikos Kazancakis’in Zorba isimli kitabında, kalınca çizmiştim şu cümlelerin altını: “Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma!” Ah be Kazancakis, ne kadar da haklısın!

Korkmamalı değişmekten, yanlış yapmaktan. Yarım bırakmamalı. En iyi yapılar hatta insanlar sürekli değişime açık olanlardır. Gelişme hiç bitmez, sürekli kendimizi geliştirmek, yenilemek, dönüştürmek zorundayız. Her ürünün güncellenerek geliştiği gibi, bizler de kendimizi güncellemeliyiz. Fakat bu bizi öz benliğimizden uzaklaştırmadan olmalı. Asıl biz olanı koruyarak gelişmek…

Bugün sadece geleceğe dair algılarımız, umudumuz ve beklentilerimiz değişmiyor. Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam romanında çok sevdiğim bir bölümde şöyle geçer: “Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, “Veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Karşılıklı gerçek sevgiyi!”

Onca tutamağın olduğu bu dünyada, var mı karşılıklı gerçek sevgi gibisi? Herkesin bir tutamak aradığı, tutunduklarını birer birer yitirdiği, güvensizliğin arttığı, iletişimin azaldığı bir toplumda mümkün ise eğer, gerçek bir sevgiye tutunmak en iyisi…

Peki, ne mi yapacağız? Sağlam tutamaklar bulacağız. Seveceğiz; sokak kedilerini, zeytin fidanlarını, denizi, gökyüzünü, müziği, insanların hikâyelerini, oyunları, dansı, lezzetli yemekleri, ağaçları, çiçekleri, annelerimizin ellerini, çocukları, öğrenmeyi, okumayı, çalışmayı, gülmeyi, ağlamayı, kardeş dediklerimizi, verebilmeyi, evlerimizi, yürümeyi, en çok da kendimizi ve sonunda mutlaka birilerini…

Ama burada önemli olan ne biliyor musunuz? Öğreneceksek tam öğrenecek, tam düşünecek, inanıyorsak tam inanacak, bir şey diyorsak tam diyecek, bir iş yapıyorsak tam yapacak ve seveceksek tam seveceğiz! Öylesine değil…

Çünkü bizi tuhaflaştıran biraz da; yarım işler ve yarım hislerdir. Sağlam tutamaklar için, her şeyin tam yapılması gerekir. Şeytan da zaten en çok yarım işlerle eğlenir!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yeliz Seyhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

08

M.toksöz - Tam anlamıyla "bir kültür abidesi görüyorum karşımda" dedirten yazı olmuş gerçekten. Okurken ahh be dedim, bu da mı dedim. Nasıl dolu, nasıl heyecanlı bir yazı maşallah. Tebrik eder başarılarınızın devamını dilerim Yeliz Hanım. İyi ki varsınız.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 26 Mayıs 13:11
07

Şeyma ?️ - Boğazım düğümlenerek okudum

Birçok duygu icinde yolculuk ettim

İyiki varsın?❤️ yeliz falan ?

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 25 Mayıs 15:28
05

Semanur Bozok - Hız ve haz cağında yaşayan insanların problemi yarim bırakılan işler olsa gerek.

Ders niteliğinde harika bir yazı olmuş.

Emeğine sağlık Yeliz Seyhan.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 25 Mayıs 10:50
04

Dilek Osmanoğlu - Yarım kalan herşeyi ,düşünceleri bu yazıyla bize hatırlatıp tamamlamışsın.....

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 25 Mayıs 09:33
03

Fatih ŞahinPhotography - Çok doğru bir tespit? Dünyanın teknoloji merkezi Silikon Vadisinde bile şu yazı ile karşılaşmanız mümkündür. “ En hızlı şekilde hemen hata yapabilirsin!” Çünkü yanlış yapmadan doğrunun, düşmeden ayakta kalmanın kıymetini bilemeyiz. Ama ben inanıyorum ki bizim toplumumuzdan başka; başarıya yüzde yüz odaklı ve başarısızlığa zayıflığa tahammülsüz olan ama bi okadar da hata üstüne hata yapan ve başarısızlıkta master yapan hiç bir toplum örneği yoktur. Ve yine bize has bir özellik olan her şeyden anlama merakı ve hastalığı. İşte bu “her şeyden anlarım, her iş gelir elimden” mantığı yüzünden hem bulaştığımız işlerin hepsini yarım bırakıyoruz hem de kendimizi… Bu yüzdendir ki çok doğru bir yere temas ettiniz. Sevelim, sevilelim. Sevilmesek bile yine sevelim. Ne kendimizi ne de bir başkasını yarım bırakmayalım. Okumaya başladığımız kitabı bile sonuna kadar okuyalım yarım bırakmayalım ayracıyla beraber ortada. Her işten anlamazsak bile bunun bir zayıflık olduğunu düşünmeden “ben bu işten anlamam, benim ilgim ve bilgim bunu kapsamıyor” diyebilelim. “Hallederiz” değil “Bilmiyorum” !

Tam da bu yüzden işte işin ehli olmayan kişiler yüzünden bu hallerdeyiz belki de… Veya biz de yarım bırakılanlardan sadece biriyizdir…

Saygılarımla ???

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 25 Mayıs 03:06
01

Emcoy - Gene enfes bir yazı.Bir solukta okunan hislere tercüman olan. Nasıl oluyorsa hangi duygu da düşünce yoğunluğunda isem o konuda bir yazı yazmanız ne hoş tesadüftür. Kaleminize sağlık??

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 25 Mayıs 00:13