KENDİNE İYİ GELEBİLMEK

Bazı insanlar küçücük bir meselede bile hemen yelkenleri suya indirip, veryansın ederken; bazı insanlar ise nasıl oluyor da başlarına gelen pek çok olumsuz durumla daha kolay başa çıkabiliyor? Bazıları ise zor sınavlardan daha da güçlenerek çıkıyor, başa çıkamayacakları durumları olgunlukla kabul edebiliyor, bir diğerine çok zor gibi gelen durumlarda dahi ruhsal esneklikler sergileyebiliyorlar.

Son yıllarda psikoloji alanında da insan ruhunun hastalıklı ve bozuk taraflarını düzeltmek kadar, sağlıklı, esnek ve dayanıklı olan taraflarının güçlendirilmesi üzerinde duruluyor. Hatta uzmanlar bu durumu bambuya benzetiyorlar: “Bir bambu gibi düşünün” diyorlar. “Eğilir ama kırılmaz, basınç azaldığında ilk haline geri döner.” İşte o bahsettiğim insanlar ruhsal olarak tam da böyleler; bambu gibi. Eğiliyorlar, bükülüyorlar ama durum ortadan kalktığında ilk hallerine, özlerine geri dönüyorlar.

Peki, yapıları mı böyle yoksa sonradan mı öğreniliyor bu durum? Nasıl oluyor?

Çocukken parmağımız kesildiğinde bize yara bandı yapıştırmamız gerektiğini öğretmişlerdir. Erken uyursak beynimizin daha iyi gelişeceğini. Yemeğimizi güzelce yersek daha çabuk büyüyeceğimizi. Dişlerimizi fırçalarsak çürümeyeceğini… Ama aşk acısı çektiğimizde, dışlanıp hor görüldüğümüzde, bir ortamda küçük düşürüldüğümüzde, yok sayıldığımızda, aldatıldığımızda, başarısızlığa uğradığımızda ne yapacağımızı bilemeyiz. Çünkü duygusal ilk yardımı öğrenmeyiz.

Hiç düşündünüz mü? İnsan elini kestiğinde canı yanar ve o acıyı sarabilmek için çabalar. Bıçağı tekrar elimize alıp daha derin bir kesik açmak için değil, bir an önce o acıyı dindirmek için uğraşırız. Oysa ruhsal olarak bunun tam tersini yaparız; kendimize karşı daha acımasız olur, hatalarımızın, kusurlarımızın, beğenmediğimiz yanlarımızın listesini zihnimizden bir film şeridi gibi geçirip dururuz. Kendimize olan öz saygımızı azaltmak için çabalarız. Tabiri caizse; kişiliğimizi, benliğimizi alıp yerden yere vururuz. Mevcut olan güzel hasletlerimizi görüp, şefkatle; kendimizi, yüreğimizi sarıp sarmalamak yerine; daha da acımasızlaşır ve o bıçağı daha derine batırıp canımızı daha çok acıtırız.

Oysa duygusal olarak yara aldığımız zamanlarda da, kendimize derhal ilk yardım uygulamalıyız. Özgüvenimiz ve öz şefkatimiz artarsa, acıya karşı daha dayanıklı oluruz muhakkak.

Peki, ne mi yapmalıyız sevgili okur?

Kendimizi daha az yargılamalı, iyi bir arkadaştan beklediğimiz gibi kendimize özenle davranmalıyız. Başarısızlığa, yenilgiye takılı kalmamalı, farklı çıkış yolları aramalı ve kısır döngülerden kaçınmalıyız. Görünüşümüze, fiziğimize gösterdiğimiz özenin daha şiddetlisini ruhumuza da göstermeliyiz.

Düşüncelerimiz her anlamda bizim dostumuz değildir. Bazı zamanlar çok sevdiğimiz biri bize “günaydın” demediğinde, sabahımız kötü geçebiliyor. Söylemesini beklediğimiz sözü söylemediğinde; tüm günü kötü geçecek diye lanse ediyoruz kendimize. Oysa duygusal acılarımızın %96’sını kendimiz yaratıyoruz. Olan biten her şeyi kişiselleştirmeden, felaket senaryolarının zihnimizi ele geçirmesine fırsat vermeden ayağa kalkmalı ve kendimize olan güveni artırmaya çalışmalıyız.

Tüm bunlar süper mutlu olma yolları değil elbette. Tam anlamıyla bir çıkış yolu da değil. Bu dostane öneriler sadece; zorluklar karşısında hemen dağılmamayı, daha kolay toparlanmayı, kısacası bir tür duygusal ilk yardımı öğütlüyor. Bambu misali kırılmadan, dağılmadan; eğilip, bükülüp eski haline geri dönebilmeyi… Kısaca kendine de iyi gelebilmeli insan!

Son söz niyetine; kıymetli Şeyh Gâlib’in kendimize şiar edinmemiz gereken beytini mealen:

“Kendine hoşça bak, çünkü âlemin özüsün sen

Kâinatın gözbebeği olan insanoğlusun sen.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yeliz Seyhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

07

Ayten - Yeni nesilde bu durum zor gibi ama bizim akranlarımız daha bir mücadeleci gibi geliyor bana.Kendimden örnek verecek olursam hep dik durmaya çalışmışımdır.Ruhumu benliğimi inancımla besleyip çabuk toparlanmışımdır Bambu misali...Bu haftaki konumuz çok güzeldi.Tebrik ediyorum seni canım benim.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 15 Haziran 22:00
05

A.babayiğit - Bazı insanlar yaradılışı itibariyle hassastır.Kimseyi kırmak istemezler. Kendilerine aynı şekilde hassas davranılmasını isterler.Bu insanlar kötü bir durumla karşılaştıklarında kendilerine acımasızca davranıp yüklenirler. Bazı insanlar da dışarıdan kuvvetli gibi gözüksede kötü bir durumla karşılaştıklarında hiç kendi sorgulamasını yapmadan direk etrafında suçlu ararlar.Allah hepimizi farklı fıtratlarda yaratmış .Insan sosyal bir varlık ve herkesin birbirinden öğreneceği çok şey var.Hepimizin zayıf ve güçlü yönleri vardır. Önemli olan zayıf yönlerimizi eğitip güçlü yönlerimizi ortaya çıkararak hem kendimize hem etrafımızdaki insanlara faydalı olmak.Etrafımızdaki insanların enerjilerini çekmek yerine onlara el uzatmak, iyi gelmek,faydalı olmak.Ama bunun için dediğiniz gibi insanın önce kendisine iyi gelmesi gerekir. Yine çok faydalı bir yazı olmuş. Bize hayata dair kaçırdığımız yönlerden bakmayı hatırlattığınız için çok teşekkür ederim. Sizin gibi insanların olması ümitlerimizi yeşertiyor. Kaleminize,yüreğinize sağlık

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 15 Haziran 11:04
04

Sağlıkçı - Muhteşem yazmışsın yine kalemine sağlık. Özeleştiri yapmaya başlıyor insan okuyunca.???

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 15 Haziran 07:32
03

Merican - Teşekkürler.. her zamanki gibi harika.Yüreğine kalemine saglik.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 15 Haziran 01:13
02

Fatih ŞahinPhotography - Ama biz maalesef Bambu olamayacak kadar duygusal bir milletiz. Biz olsak olsak bir meşe ağacı olabiliriz. Yaşken bile en ufak bir darbeden sonra zarar gören dalımız tekrar ayağa kalksa da mutlaka hasarı kalır bizde. Kuru meleyi zaten söylemeye bile gerek yok…

Sizin de değindiğiniz gibi ruhsal açıdan kendimize neden iyi gelemiyoruz, neden hep arabesk yaşıyoruz bu hayatı? Sebebi Müslüm-Ferdi-Orhan değildir bence ? Bence en büyük sebep, özgüven eksikliği. Uzmanlar ne diyor; “Eğitim aileden başlar.” Evet doğru ama biz yine bir hata yapıyoruz. Ben jenerasyonum edep adap üzerine büyütülmüş olduğu için be ailelerin bildiği en doğru eğitim modeli bu olduğu için (ki ben ailelere yüzde seksen hal veriyorum.) bazı özgüven eksiklikleri hasıl olmuştur. Ama bu sefer de böyle büyümüş eğitimli ebeveynler çocuklarını, kendi yaşadıklarını yaşamasınlar diye olsa gerek , bu defa özgüven patlaması yaşatacsk şekilde rahat be özgür büyütüyorlar. Tıpkı yokluk çekmiş bir babanın varlığa eriştiğinde çocuklarını şımartması gibi. Belki de mesele özgüvenin eksikliğinin yanı da biz öilletçe ölçüyü veya ölçülü olmayı bilmiyoruz. Sevincimizi de abartıyoruz ( düğünlerde adam öldürerek , havaya ateş açarak) hüzünlerimizi de, öfkemizi de…

Kaleminize sağlık Allaha emanet olunuz…??

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 15 Haziran 00:56
01

Bonjour.matmazel - Bu yazıları okumak hayatımda level atlatıyor neredeyse

Ruhsal yaşantıma iyi geliyor... Hep yaz olurmu.. Ve biz hep okuyalım ???

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 15 Haziran 00:31