KİMİN HALA BİR RUHU VAR? -1-

Ülkece dönem dönem zor zamanlardan geçiyoruz. Yüzlerce şehit verdiğimiz dönemler bunun bir örneği. Fakat survivor izlemekten hiç vazgeçmiyoruz. Gencecik fidanların vatanı uğruna toprağa düşmesi bir televizyon dizisinin final sahnesi kadar uzun gündem olmuyor maalesef ülkemizde.

Günümüzde artık zenginlik, ün ve aldığımız övgüler, yapılan işin değerinden daha önemli! Değersiz bir iş bize bir servet kazandırabilir, yeter ki rağbet görsün. Neden bir televizyon yapımcısı veya sunucusu veya popüler bir şarkıcı hatta bir sosyal medya fenomeni veya youtuber sözgelimi; bir yoğun bakım hemşiresinden, ücra bir dağ köyünde çocuklara okuma yazma sevgisini aşılamaya çalışan fedakâr bir öğretmenden yüz veya bin kat fazla kazanıyor? Neden onurlu ve erdemli bir hayat süren insanları bu kadar göz ardı ediyoruz?

Televizyonlardan ruhumuzun en kuytu yerlerine dek sokulan bir yarışma ahlakı gönüllerimizi çölleştiriyor biz farkında olmadan. Kazananların dünyasında olabilmek için kaybedenleri, tutunamayanları, yarışmaktan geri duranları kınıyoruz. Rekabet etmediğimiz takdirde dışlanıp, adeta yokluğa mahkûm ediliyoruz.

Günümüz sisteminde değerli olduğumuz ölçüde kazanmıyoruz, kazandığımız kadar değerli oluyoruz ne yazık ki… Zaten sosyal medya, minyatür şöhret ve kahramanların adeta geçit resmi yaptığı bir yer. Bu yüzden durmamak gerekiyor. Eyleme geçmek, anlamsızlığın yaratabileceği boşluk duygusu, atalet ve sıkıntıyla başa çıkabilmek gerekir. Çünkü durup da etrafa bakabilmek, kendi içimize bakabilmek bu garip düzenin anlamsızlığını ancak bize görünür kılabilir.

“Bugün kimin hala bir ruhu var?” diye sorar Julia Kristeva ve ekler: “Kendimize bir ruh katmak için ne zamanımız ne de vaktimiz var!”

Özel alanlarımız iş istilasına uğramış ve ailemiz ile geçirilecek o nadide vakitlerimizi telefon görüşmeleri, e-posta ve sosyal medya yazışmalarına terk edilmiş durumda. Boş zamanlarımızın kar getirmesi icap ediyor mutlaka. Sadece yetişkinlerde de değil üstelik. Çocukların boş zamanlarını da tıka basa doldurup, başarı için gerekli olduğu varsayılan donanımlar bu boş zamanlarda çocuğun zihnine, gönlüne boca ediliyor.

Babama küçükken “canım sıkılıyor” dediğimizde: “Sıkı can iyidir, kolay çıkmaz” diye cevap verip, tebessüm ederdi. O zamanlar çocuk aklımızla espri mahiyetinde olan sözün, aslında ne kadar doğru ve yerinde olduğunu idrak ediyorum… 

Çocukların canlarının sıkılmasına müsaade etmeliyiz gerçekten. Canlarının sıkılmasına müsaade etmemek için ellerine hemen teknolojiyi tutuşturmak yerine, zihinlerinin boşluğunu yaşamalarına müsaade etmeliyiz ki onlar da kendilerini ve etrafındaki şeyleri müşahede edebilsinler. Aksi takdirde bir hissetme yoksunluğu, hiçbir şeyden memnun olmama sorunu baş gösteriyor evlatlarımızda.

Tabii bunlara biz yetişkinler de dahiliz. Özgüven takıntılarımız, sanki en özel ve biricikmişiz gibi hissettirmeye çabalayan ‘kişisel gelişim kitapları, kursları’, bizlere hep iyi ve mutlu görünmenin, ün ve servetin daima iyi bir şeymiş gibi reklam edilerek her türlü arzumuzun doyurulmasının faydasına bizi ikna etti…

Devamı haftaya…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yeliz Seyhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Fatih ŞahinPhotography - Neden mi bir “survivor” kadar gündem olmuyor bir şehit haberi?

Çünkü çok çabuk alışıyoruz. Artık alıştık. “Aaa Hakkari’de 3 şehit mi? Tamam öğrendik başımız sağolsun” diyip geçiyoruz. E tabi bide instagram ve twitter’da nir iki story ile duyar da kastık mı tamaaam. Vazifemiz bitmiştir.

Bunu; eğlence sektörün ellerinden geldiğince bizlere dayatıyorlar ve bence başarılı da oluyorlar. Şu zamanda duyarlı kalabilmek, ince düşünceli olup davranışına dikkat edebilmek ve sizin de değindiğiniz gibi ruhunun varlığından gaberdar olup onun istediği gibi insanî davranabilmek tuz gölünde balık avlamayı beklemeye benziyor artık.

Maalesef haklısınız. Hem kendimizi hem çocuklarımızı yarış atlarına çevirdiğimiz yetmiyormuş gibi boşluk olduğunda ruhumuzu dinlendirip az biraz tefekküre dalacağımız yerde illa bir şeyler yapmalı illa bi aksiyon yaratmalıymışız gibi davranıyoruz. Çoook çabuk fenomen olduk çoook.

Allah hepimizin yarsımcısı olsun. Allah hepimize akıl fikir versin bizi doğru yoldan ayırmasın….??????

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 13 Temmuz 05:05