KİMİN HALA BİR RUHU VAR? -2-

Öncelikle herkesin Kurban Bayramını en içten duygularımla kutluyorum. Eski bayramları aratmayan, sağlıklı, huzurlu, neşe dolu, birlik ve beraberliğin hâkim olduğu nice bayramlar geçirebilmeyi temenni ediyorum…

Geçen haftanın devamı olan yazımızla tekrardan merhabalar…

Günümüz toplumunun güncel vebalarından birisi demiştik: Hissetme yoksunluğu, boşluk hissi kronik sıkıntılarımız. Adeta bir uyuşma ve mutsuzluk hali hâkim. Yaşadığımız yüzyılda mantıklarımıza yerleşen bir özgüven takıntısı aşikâr.

Ben hep zikrederim hani; “kendini sev önce.” Çünkü kendini gerçekten sevebilen âlemi de sevebiliyor. Yani kişi kendini sevmeden, diğer şeyleri sevmeyi de beceremiyor. Fakat benim burada kastettiğim; kendini bilmek anlamındaki sevgi. Kendini tanı, kendini bil, kendisi sev ve merhamet et…

Lakin önceki hafta dem vurduğum “kişisel gelişim kitapları ve kurslarının” bizlere dayattığı kendimizi özel ve biricik hissettirme hedefi, “kendini sev, gerisi gelir” öğretisi bu konudan bambaşka bir şey.

Kişinin kendisine gömülme, kendisiyle aşırı meşgul olma ve yine merkezine kendisinden başka hiçbir şeyi koyamama hali! Biz buna kısaca bencillik ve hodbinlik diyoruz…

Sanki yarın diye bir gün yokmuş gibi her türlü arzuya hemen şimdi “özgürleşme” adı altında doyurma düşüncesi, bu zamanın en belirgin özelliklerinden bir tanesi. Günlük yatırımları bu denli önemsiyorken, yüzyıl sonrası için meşe ağaçları dikmeyi önemsemiyoruz artık. Kendi geleceği olmayacağından bu denli korkan bir toplum, gelecek nesillere ne verebileceğini hesap etmiyor ne yazık ki.

Başarı açlığı ve hırsı, sevme ve sevilme ihtiyacımızın önüne geçtiğinde, kalbi olarak cinnet geçiriyoruz demektir toplum olarak. Daha yüksek hayat standartları uğruna, havayı ve suyu kirlettiğimizde, asıl kirlenenin her şeyden önce kendi ruhumuz olduğunu göremiyoruz.

Önümüzde iletişim adına, hayatı kolaylaştırmak adına birçok vasıta var ama bir amaç yok. Bir gaye, hayatlarımıza renk verecek bir ideal yok. Güzeli solumaya, insana, maneviyata duyduğumuz ihtiyaç her zamankinden daha da çok. Bedenlerimiz genişliyor ama ruhumuz aç kalıyor. Oysa hayatımızı yerli yerine koymamız için bir tutarlılık ve bütünlük duygusuna ihtiyacımız var.

Toplumumuzda güzellik, gaye ve iyilik; insanın mahrem ve öznel dünyasına ait kuruntulardır. Hep ama hep içe bakan, içindekini göstermek için çırpınan insan âleme ve varlığa bakmayı ve görmeyi unutuyor. Özgür modern birey, gayeyi sadece kendisinde arıyor. Kendi ahlak evreninin merkezinde insanın kendisi var artık. Tevazu, kanaat, empati, merhamet, şefkat, vefa…  Bunlar aramıza mesafelerin girdiği hasletler olma yolunda ilerliyorlar artık.

Dışarıya aldırma sakın, sev kendini, parlat kendini, göster kendini, kendine yet, kendini rahatlar… Resmen kıyıcı değersizlik duygusuyla, büyüklenmecilik arasında gidip geliyoruz. Sen sadece içine bak, kendinden bahset dostum. Dışarıya bakacaksan da Survivor ne güne duruyor, oraya bak…

Ne olur bir ruhumuz olsun sevgili okur. Çünkü o varsa, her şey yıkılıp gitse dahi oradan bir şeyleri yeniden inşa edebiliriz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yeliz Seyhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.