İstanbul’da 50 yıl önceki balıkçıda dostlarla nostalji…

Ekonomi ile siyasi gündemin sinir bozucu ve bir o kadar da moral bozucu kaotik havasından biraz kurtulalım istiyorum. O nedenle;  bu Pazar bir İstanbul hikayesi anlatacağım…

**********************

1970’lerin başı İzmit Lisesi’ni bitirip, Vatan Mühendislik Elektrik Bölümünü kazanmışım, Fındıkzade’de bulunan Kocaeli Yurdunda kalıyorum. Siyaset daha yoğunlaşmamış, romantik takılıyoruz. İki isim bana İstanbul’u çok gezdirip, tanıttı. Birincisi sınıf arkadaşım Metin Soğuksu ikincisi Güzel Sanatlarda okuyan ve daha sonra çok ünlü bir ressam olan kız arkadaşım…

Metin, Malatyalıydı. Babası halı tüccarıydı ve bizim yurdun hemen yanında bir mağazası vardı. Metin bazen bizim yurda gelir, bazen ben onların mağazasına gidip buluşarak, İstanbul’un altını üstüne getirir, gece hayatının tadını çıkarırdık. Daha sonra siyasetin yoğunluğuna karışınca, bu işleri bıraktık. Metin iyi bir mühendis ve başarılı bir iş insanı oldu (Ben siyaset yüzünden bitiremedim ve oradan Ankara SBF- BYYO’ya geçtim). Metin iş insanlığının yanı sıra siyasete de girip, CHP’den Büyükşehir meclis üyeliği yaptı. Hala benim İstanbul’daki en sıcak, en samimi ve en vefalı kadim dostumdur…

Kız arkadaşımla Beşiktaş’ta deniz kıyısındaki okulunda buluşurduk.  Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim bölümünde okuyordu, şimdilerde çok ünlü bir ressam. O da bana Beşiktaş’tan başlayarak Avrupa yakasının bütün sahilini gezdirirdi.

50 yıl sonra Sarıyer’e balık yemeye giderken yolda bir buçuk saat boyunca hep bunları düşündüm. Çok düşünceli olduğumu gören Sinan Saral hayırdır Abi deyince özetledim…

Benim için muhteşem bir nostalji oldu…

30 yıla yakındır tanıdığım iş insanı Sinan Saral’ı kardeşim gibi severim. Sinan aynı zamanda meslektaşlarım ve dostlarım Adem Turgut, Mevlüt Soysal ve Cemalettin Öztürk ile ortak arkadaşımız.

Epey bir zamandır İzmit’te bir köftecide veya balıkçıda buluşup keyifli sohbetler yapıyoruz. Ağırlıklı olarak Light takılıp, kafayı dağıtıyoruz. Ama bazen de memleket ve şehrimizle ilgili konulara da girerek muhabbet ederiz.

Maksat sohbet, yemek işin bahanesi diyerek hep birlikte yola çıktık. Ancak Sinan işi biraz büyüttü ve bu biraz lezzetli yemek turizmine dönüştü. Nerede, hangi iyi yiyecek var ise maşallah Sinan biliyor. Hem de uzmanlık derecesinde. Geçenlerde iki kez bize Adapazarı seferine çıkardı. Bu kez istikametimiz İstanbul Sarıyer- Tarabya oldu…

Tarabya’da sahilin hemen kenarında lüks olmayan ve çok büyük de olmayan ama çok ağır, kendine özgü müşterisi olan bir yer.

Adı: Kıyı..

Görünce hemen tanıdım, meğer resim bölümünde okuyan o kız arkadaşım beni buraya 50 yıl önce getirmişti. Hiç değişmemiş sanki, duvarları sanat eserleri ile dolu.

Resimler, fotoğraflar birer sanat şaheseri. Eski İstanbul resimleri ise büyüleyici.  Eskisi gibi hala iş insanları ve sanatçı olan entellektüellerin uğrak yeri.  Zaten akşamın 6’sına doğru da tiyatrocular, sinema sanatçıları gelmeye başladı. Biz 15.30’da oturduğumuzda 3-4 masa vardı, akşam 19.00’a doğru kalkarken masa sayısı 10-15 oldu. Bu arada medyadan tanıdığımız ünlü iş insanı olarak Ethem Sancak’ı da orada gördük…

Sinan’ı patronu ve mekanın şefleri hatta çalışanların hepsi tanıyor. Kimi “Abi” kimi “Bey” diyor ama hepsinin Sinan’a büyük saygı gösterdiklerini gördüm. Meğer Sinan buraya 15-20 yıldır geliyormuş. İş insanı dostlarını ve önemli konuklarını hep bu adreste ağırlıyormuş. Bugüne kadar da herkes bayılmış.

Çok huzur veren bir ambiyansa sahip. 150’den fazla kapasiteli aristokrat havası bulunan kaliteli bir mekan. Camdan dışarıya baktığınızda hemen oradan geçen yayaları görüyorsunuz. Hemen altından sahil yolu akıyor ama hiçbir gürültü yok. Yolun öbür tarafı sahildeki yayaların gezinti alanı. Daha ötesi ise lüks teknelerin bağlı olduğu küçük bir koy- marina..

Balık ve deniz ürünleri tek kelime ile muhteşemdi. Ahtapot salatası, lakerda, kalamar ve taramayı çok beğendim. Yaprak ciğer balıkçı da olur mu dedim ama iyi ki yemişim, tek kelime ile harikaydı. Pilaki ve suflesi ise gerçekten methettikleri kadar güzeldi.

Adem, Cemalettin, Sinan ve ben lüfer yedik, Mevlüt Dil balığı ile Lüfer arasında gidip geldikten sonra lokantanın “Tam mevsimi” önerisi ile lüferde karar kıldı. Ayva ve kabak tatlısı güzeldi üzerine de kahvelerimizi içtik ve yaklaşık 3 saat oturduktan sonra yola çıkıp geri döndük…

Beni çok yoracak diye gözümde büyüyordu ama Sinan’ın usta şoförlüğü sayesinde İstanbul’un o meşhur bıktırıcı trafiğine yakalanmadan gidip, geldik. Bizim şehirdeki balıkçı restoranlarımızın hepsine gitmişliğim var. Mukayese etmemi isterseniz, bizimkilerin de, Sarıyer’deki bu mekanın da kendine göre üstünlükleri var. Ama o aristokrat ve entelektüel ambiyans çok farklı…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sadun Çetin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

izmitli - istanbul dünyanın başkenti sayın çetin..geçmiş ve gelecek tüm ihtişamıyla var...iyi günler dileklerimle..

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 28 Kasım 06:03