Tam da şu an…

Seneler öncesinde arkadaşlarla, mutlaka gidilmesi-görülmesi gereken yerler olduğunu düşündüğümüz Güneydoğu’yu temaşa edebilmek için sekiz arkadaş yollara düşüyoruz. Tabi mesafe uzun olduğundan zaman tasarrufu olsun diye uçakla gitmeyi uygun görüp biletlerimizi günler öncesinden alıveriyoruz.

            İlk durağımız Urfa. Yolculuğumuz gece başladığı için yorgun argın bir şekilde direkt otele gidiyoruz. Otel, Balıklı Göl’ün tam karşısında bulunan,Urfa’nın o meşhur oteli: El-Ruha. İsmini Osmanlıdan önce şehrin ismi olarak kullanılan Ruha’dan alıyor. Ne kadar nezih olursa olsun aşinası olmadığımız bir otel odasında uykuya dalıyoruz. O kadar yorgunum ki başımı yastığa koyduğum anda derin bir uykunun kollarına bırakıveriyorum kendimi. Ama unuttuğumuz bir şey var, o odada bizden önce kalan misafir saatin uyandırma alarmını kurmuştu. Uykumuzun en sıcak en derin yerinde canhıraş bir ses bizi dünyaya ve gerçekliğe çağırıyor oysa. Panikle bir karanlık içine uyanıyor ve bir anlık acıyla fark ediyorum: Kiralık bir odadayız…

            Sadece iki gecelik kalacağımız bir oda. Güya kral dairesi. Perdeyi açar açmaz karşımda kocaman camın ardında o güzelim Balıklı Göl ve ardında Mevlid-i Halil Camii… Oysa sadece iki geceliğine buradayız. Burası bizim mülkümüz değil, az önce gördüğüm düşler de hakikat değil. Fanilik, bir uyandırma çağrısı gibi bize uykularımızdan sesleniyor.

            “Hayatın trajedisi ölmek değil sevgili okur! Yaşarken içimizde ölmesine izin verdiklerimizdir…”

            Korkularımız ölümü durdurmuyor evet fakat hayatı durdurmayı başarıyor. İşe ayarlanmış hayatlarımızda hep “verimli zaman”dan bahsediliyor, bu da günümüz insanını “var olmak için mantıklı bir sebebi olmayan bir varlık” kılıyor. Oysa ölümlü bir dünyada değil miydik biz? Öyleyse daha fazla ertelemememiz gerektiğini, hayatı bereketlendirmenin ve zamanı daha hayırlı kılmanın bir yolunu bulmamız gerekmez mi?

‘Vakit nakittir’ anlayışı, her birimize bahşedilmiş en değerli hediye olan zamanı israf edilebilir, kullanılıp atılabilir bir eşya gibi algılamamıza neden olabiliyor. Sanayi toplumu da nihayetinde işçinin en önemlisi zamanını satması üzerine temellenmiyor mu? LewisMumford’un söylediği gibi ne yazık ki: “Modern endüstri toplumunun anahtar makinesi, buhar makinesi değil saattir.”

Benim gibi zaman yönetimi konusunda bocalayanlar vardır sanırım aramızda? Bir şeyleri hep yetiştirme derdinde olan ‘ben’ için; zihnim sürekli zamanı daha iyi nasıl yönetebilirim sorularıyla meşgul. Acaba diyorum, zamanı bir dizi tutsaklığa kendimizi mecbur ederek yaşamak yerine, onu kendi seçimlerimize tayin etmek, bizi zaman baskısından kurtarabilir mi? “Şunu yapmalıyım, şuraya gitmeliyim, şu hazzı tatmalıyım…” tarzı düşünceler bizi kendi hayatımıza karşı borçlu duruma düşürüyor. Hayatın her dakikasını bir etkinlikle doldurmak istediğimizde, varoluş amacımızı unutuyoruz.

Oysa durup kendime ve âleme bakmam gerek, biliyorum. Bunu günün farklı vakitlerinde düşünüp, kaçırıyor oluşuma hayıflanıyorum çoğu kez. Yaşadığımız hayatın neresindeyiz ve o hayat bizi nereye götürüyor? O yolda giderken önemsediklerimiz neler ve biz neleri değersizleştiriyoruz? Oysa ben kendi içsel ritmimi keşfetmek istiyorum her seferinde. Dışarıdan beni kontrol etmeye çalışan ritimlerin kölesi olmadan, kendi ritmimi yaşamak istiyorum ısrarla.

Peki, ne mi yapacağız? Kendimizi daha büyük bir bütünün parçası olarak hissettiğimiz ve ruhumuzun kâinattaki ahenkle bütünleştiği o anlarda olabilmeye çalışacağız. Bir güzellik karşısında hayret, minik bir ibadet içerisindeki huşu, sevgi dolu buluşmadaki o muhabbet bizi zamanın ötesine taşıyabilir. Evet, bu mümkün.

Unutmayalım ki; bedenimiz gibi, canımız gibi zamanımız da bizlere bir emanet. Dikkatimizi saf ve diri tutalım. Ve şimdiyi genişletelim. Tam da şu an…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yeliz Seyhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çağdaş Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çağdaş Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Çağdaş Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çağdaş Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

03

Okur - Yeliz Hanımm süper yazı her zaman olduğu gibi. Yeni yazılarınızı bekliyoruz...

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 25 Ocak 20:25
02

Hande Kurt - Yeliz hanım uzun zamandır yazılarınızı takip ediyorum.

Farklı farklı konulara değiniyor güzel çıkarımlards bulunuyorsunuz.

Takibimdesizin

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 22 Ocak 09:58
01

FatihŞahinPhotography - Evet aslında tam da şuan. Ertelemeyelim hayatı. Akıllı telefonumuzda kayıtlı olan ve hemen hemen hiçbirinin numarasını ezberden bilmediğimiz, nasıl olsa bir ara ararız dediğimiz eş dost akraba veya anne babamızı aramakla başlayabiliriz tam da şuan. Buradan başlarsak devamını da getirip tıpkı sevgili yazarımız sayın Yeliz hanımefendinin de dediği gibi yaşamak için geldiğimiz şu fani dünyanın nimetlerinden yararlanıp ertelediklerimizi veya yapmak istediklerimizi imkanlarımız el verdiğince gerçekleştirebiliriz. Gerçekleştirmeliyiz de…

Harekete geç ve yola çık yol açık. Çünkü bana göre “yol güzel, varmak değil” ??‍♂️??‍♂️??‍♂️

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 21 Ocak 00:52