19 Mayıs 100 yaşında…

18 Mayıs 2019 Saat: 15:57
SADUN ÇETİN

Mustafa Kemal Atatürk bağımsızlığımızı kazandırıp, Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden süreci yüz yıl önce bugün, Samsun’a ayak basarak başlatmıştı. O nedenle, 19 Mayıs dünyaya hala örnek olmaya devam eden ve tarihin yeniden yazılmasını anlatan muazzam bir bağımsızlık savaşının başlangıç hikayesiydi.

Atatürk 16 Mayıs’ta Bandırma Vapuru ile yola çıktığında İstanbul işgal altındaydı. İmparatorluk çökmüş, ülkemizin her yanı emperyalist devletler tarafından paylaşılmıştı. Yoksulluk ve yokluk had safhadaydı. Bütün bu zor şartlara rağmen Anadolu’da bağımsızlık ateşini yaktı.

Dünyanın ilk bağımsızlık savaşıydı. Bağımsızlık savaşı, bağımsızlığına düşkün milletler ve onlara önderlik edecek liderle kazanılabilirdi. İşte Atatürk bunu biliyordu ve buna inanmıştı. Önce kendi inandı sonra buna bütün Anadolu’yu inandırdı. Sivas ve Erzurum Kongre’lerini yaptı, bütün Anadolu’yu örgütledi. Böylesi bir ulusal kurtuluş savaşı, tam bir kahramanlık destanıydı.

Atatürk Milli Mücadeleye önderlik etmekle yetinmedi ve onu ulusal egemenliğe dayalı laik çağdaş bir Cumhuriyet ile taçlandırdı. Yani kurtuluş savaşı destanından sonra Türk halkına Cumhuriyet ile birlikte devrimleri de kazandırdı. Eğer Cumhuriyet olmasaydı, 19 Mayıs’ın anlamı bu kadar büyük olmayacaktı. Çünkü Atatürk bağımsızlığı öğretirken, çağdaş dünyanın yönetim biçimini de bu ülkeye layık gördü. Milletimizin önüne, bilime inanarak ve çok çalışarak muasır medeniyetler seviyesine çıkmayı hedef koydu. Bugün, dünyanın ilk antiemperyalist mücadelesinin başladığı gündür. Ne kadar övünsek, gurur duysak azdır.

Yüce Atamızı minnetle, şükranla ve rahmetle anıyorum. Gençliğe çok inanıyor ve güveniyordu, o nedenle de bu bayramı onlara armağan etti. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı 100’ncü yılında kutluyor ve ülke olarak daha nice yüzyıllarda kutlayabilmeyi temenni ediyorum.

Farklı bir kitap;

Yürümenin Felsefesi

Son dört yıldır akşam yürüyüşleri yapıyorum. Kışlık güzergahım Yürüyüş Yolu, yazlık ise Seka Park. Her akşam 5-7 kilometre arasında bir mesafeyi tempolu yürüyorum. Ama koşarak değil, dakikada 100-110 adım atarak yapıyorum bu işi. Attığım adımların sayısı için ise cep telofonum yerine yıllardır taşıdığım adımsayara bakıyorum. 10 bin adımdan aşağı pek düşmüyor bazen 15 bin dolayını bulduğum oluyor. Epey uzun olmuştu, yaptığım yürüyüşlerden söz etmediğim. Bu gün kısa bir hatırlatma yaptım ancak esas anlatmak istediğim en son okuduğum kitap.

Pek çok arkadaşım methetti. Bazı yürüyüşsever yazarlar da tavsiye ediyordu. Kitabın adı; Yürümenin Felsefesi. 11’nci Kitap Fuarı’mıza elimde bir liste ile gitmiştim ve en başa da onu yazmıştım. Geçen gün bitirdim. Çok felsefi buldum. Ağır denilebilecek düzeydeydi. 

■ “Yürümek spor değildir. Bir ayağını diğerinin önüne atmak çocuk işidir”

■ “Bir kez ayaklarının üzerine dikildi mi, olduğu yerde kalamaz insan”

■ “Yürümek önce erteleme özgürlüğü sunar. Şöyle bir dolaşmaya çıkmak bile endişelerin ağırlığını hafifletmeyi, işleri bir süreliğine unutmayı sağlar”

Bunlara benzer daha pek felsefi çok tanımlama var. Yürüme’nin Felsefesi’ni Frederic Gros yazmış. Türkçesi Albina Ulutaşlı’dan. Gros Paris’te Est Creteil üniversitesinde profesör. 191 sayfa 25 TL. Yürümeyi sevenlere değişik bir bakış açısı sunuyor.

YORUMLAR

Lütfen Resimdeki kodu yazınız