İl istihdamda konu gençlerin stajı
Sarıbay, polemiklere cevap verdi
Denizi kirletenlere 58 bin TL ceza verildi
Ak Parti İzmit İcra Kurulu’nda değişiklik
Orka Reklam
Whatsapp İhbar Hattı

Anket

Kocaeli'nde halkımız için yapılan sosyal faaliyet alanlarını yeterli buluyor musunuz?
  • Evet
  • Hayır
  • Fikrim yok

E-Bülten

Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

Röportaj

Sermet Erkin 46. sanat yılını kutluyor

Türk sanatının usta isimleriyle çalışan Karamürselli Sermet Erkin, 46. sanat yılını kutluyor. Sanat yaşamını büyük bir aşkla devam ettiren İllüzyonist Sermet Erkin’in en büyük hayali İtalya’dan sirk çadırı kiralayıp revü programı yapmak

10 Temmuz 2018 Saat: 12:06
Sermet Erkin 46. sanat yılını kutluyor
Sermet Erkin 46. sanat yılını kutluyor

Ayşe AYDIN - Ünlü İllüzyonist Zati Sungur’un öğrencisi olan Erkin doğduğu yerde sanatını pek icara edemediğinden de yakınıyor. Bu mesleğin ancak çok severek ve çalışarak yapılacağını söyleyen Erkin, bu sebeple ülkemizde pek illüzyonist yetişmediğini belirtiyor. Kitap ve piyes koleksiyonu ile illüzyon aletlerinin fazlalığından dolayı evde biraz dağınık olduğunu da söyleyen Erkin ile keyifli bir sohbet sizlerle…
Sermet Erkin’in yaşamı
Sermet Erkin, 1957 yılında Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinde dünyaya gelmiştir. Sermet Erkin’in ailesi 1964 yılında İstanbul Nişantaşı’na taşınırlar. Taşındıkları yer Ünlü Sihirbaz Zati Sungur’un evidir, ona kiracı olurlar. İlkokula 1964 yılında İstanbul, Nişantaşı’nda, Selim Sırrı Tarcan İlkokulu’nda başlamış, Nilüfer Hatun Ortaokulundan sonra Şişli Lisesi’nden mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girmiştir. Bitirme sınavına girmeden aynı fakültenin Felsefe Tarihi bölümüne geçerek buradan mezun olmuştur.
Zati Sungur ile tanışır
Sermet Erkin, illüzyon sanatını yurdumuzda modern anlamda başlatan ilk Türk sanatçı, üstat Zati Sungur‘un ilk ve tek öğrencisidir. Henüz ilkokulda iken üstat Zati Sungur ile tanıştı. Ortaokul yıllarında Erkin, Necdet Mahfî Ayral‘ın daveti ile tiyatroya adım atar. Sermet Erkin, illüzyon sanatında profesyonel olmadan evvel İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrolarına 1974 yılında girmiştir. 1976 yılında İsviçre’de yaşayan halasın kızının yanına gittiğinde, Yunanlı komşularının çocuklarına yaptığı gösterileri beğendiklerinde Paskalya eğlencesinde onlara gösteri yapmasını istemişler. Bu gösteride İsviçre’nin iyi menajerlerinden biri de oradaymış ve onu izlemiş. Onun vasıtasıyla Zürih’in en iyi gece kulüplerinden birinde çalışmaya başlamış.
19 yıla varan ‘Kervansaray’ deneyimi
Sermet Erkin, bir dönem kendi adına tiyatro topluluğu kurarak tiyatro sanatçılığını bir süre daha yürütmüştür. Bu gün çeşitli kentlerimizde düzenlediği tiyatro festivalleri ve yaptığı piyes, kitap ve belge koleksiyonları vs. sayesinde, tiyatro ile olan bağını kopartmadan sürdürmektedir. 1974 yılında profesyonel illüzyon yaşamı başlamış olan sanatçı, bu güne dek yurt içi ve dışında yüzlerce gösteri yapmış, pek çok televizyon programına katılmış, 18,5 yıl İstanbul Kervansaray Gazinosu’nda çalışarak erişilmez bir rekor kırmıştır.
Binlerce yurtiçi ve yurtdışı gösterisi
Sermet Erkin yaptıkları işin kesinlikle sihirbazlık olarak görülmesini ve anılmasını istemiyor. Bu sanatın sihirle bir ilgisinin olmadığını, el çabukluğu ve algı yanılması ile gösterilerin gerçekleştirildiğini söylüyor. ‘Bando’, ‘Sermet Erkin’le’, ‘Anılarda Kalanlar’, ‘Sermet Erkin’le Yıldızların Altında’ gibi birçok programı da eşi ile birlikte hazırlayıp sunmuştur. Yurt dışında; ABD, Almanya, Avusturya, Azerbaycan, Başkurdistan, Belçika, Bulgaristan, Çekoslavakya (1983), Çuvaşistan, Finlandiya, Hollanda, İngiltere, İsrail, İsviçre, Kırgızistan, KKTC, Macaristan, Nahcivan, Özbekistan, Rusya Federasyonu ve Tataristan’ da çeşitli temsiller vermiş, bu ülkelerin en ünlü gece kulüpleri, varyete salonları ile sirklerinde çalışmıştır. Yurt içinde de birçok yerde gösteri yapmıştır.
Çalışmaktan hiç yorulmadı
1976 yılında başladığı gazeteciliğini Sosyete Dedikodu Dergisi, Hürriyet, Milliyet, Sabah gazetelerinden sonra, uzun bir süre “Çocuk Sayfası” ile devam ettirmiş daha sonra – Yayın Yönetmeni- olarak çalışmaya başladığı Bando Çocuk Dergisi’nde sürdürmüştür. Daima farklı projeler geliştirmiş, bunlardan bazıları: illüzyon resitalleri, illüzyon gazetesi, illüzyon öğretimine yönelik Sihirli Kutu adlı illüzyon seti, 0900’lü hatların kullanımıyla illüzyon dersleri, illüzyon öğreten kitaplar, revü tarzı gösteriler, İstanbul Radyosu’nda illüzyon programları, gazetelerin verdiği illüzyon malzemeleri ile promosyon kampanyaları, pek çok yönden sadece çocuklara yönelik çalışmaları olan Varyete Gemisi, firma gösterileri için özel tasarım illüzyon oyunları, loto sonucunu bilme oyunu ve konferanslar. Sermet Erkin, Atlas Tarih Dergisinde yazarlık yapmaktadır. Sermet Erkin’in İsmail Sermet ve Piraye Nazlı adlarında iki çocuğu vardır.

Sermet Erkin’i yakın çevresi nasıl tanır?
Dışardan bakınca soğuk görünürüm ama…
Kendi dünyasında yaşayan bir insanım. Karamürsel’e temelli geldikten sonra daha da bir kendime döndüm. Kendi dünyamda kitaplarım ve plaklarımla yaşayan bir insanım. Pek eşim dostum yok çünkü konuşacak ortak bir yönümüz yok. Şehir tiyatrolarını mı, Engels’i mi, Hegel’i mi tartışalım. Dışarıdan bakanlar için soğuk görünürüm ama kafa dengi bir grubun içindeysem muhabbetine doyulmaz derler. Sahnede de kendime şaşarım. Normal hayatımda rahat hareket edemeyen her türlü adaptasyonu kolay olmayan biriyim. Ama sahneye çıkınca o ben miyim diye çok şaşırıyorum kendime. Sahneye çıkınca ummadığım hareketleri yapıyorum. Ben hayatım boyunca eşim de dahil olmak üzere piste çıkıp dans etmiş insan değilim. Evlendiğimde de düğün yapmadım.

Sevdiğim bir filmi sevdiklerime de izletirim
Seyrettiğim güzel bir filmi ya da oyunu değer verdiğim insanların da seyretmesini isterim. Mesela yıllar önce İstanbul’a Rus Sirki gelmişti. Tanıdığım kim varsa götürmüştüm. Biraz dağınığım çünkü evde çok eşya var. Plaklar, CD’ler kitaplar bir sürü eşya var. Evi toplasam dinleyeceklerimi kim dinleyecek, okuyacaklarımı kim okuyacak. Olmuyor. Öyle ki Atlas Tarih’e yazı yazıyorum. Türkiye’nin en büyük piyes koleksiyonu var bende. 8 Bin 430 tane kayıtlı piyesim var. Taş plaklarım var. Dünyanın en büyük Karagöz tasvir koleksiyonum var. Bu Milli Kütüphanede de yok. Ben onlarsız bir şey yapamam, onların varlığıyla yaşıyorum.

Tiyatrocu, illüzyonist, gazeteci, yazar gibi pek çok kimliğiniz var. En çok hangisi ile insanlara ulaşmaya tercih ettiniz?
İllüzyonistlikten hiç vazgeçmedim
Vazgeçmediğim tek mesleğim illüzyonistlik. Zaten tahsil hayatıma başladığımda tanınıyordum. Şöhretliydim. Önce Türk Dili sonra Felsefe bölümünü bitirdim. Ama bu bölümleri bir branş elde edeyim diye değil sevdiğim için okudum. Ardından çocuklara daha yakın olmak adına pedagoji üzerine çalıştım. Tiyatro hayatım ise illüzyonla birlikte var ama illüzyon daha geri plandaydı tiyatroya başladığım zaman. O yıllarda çocuk tiyatrosunun kurucusu ve Baş Rejisör Ferih Egemen’in öğrencisiydim.

Tiyatroya rağmen illüzyonistliği seçmenizde özel bir sebep var mı?
Kendi isteğimle seçtim
O yıllarda şehir tiyatrosunda başarılı olabilmek siyasete de bağlıdır. Çünkü rejisörlerle aranız iyi olacak, sanat yönetmeni sizi tanıyacak. Ben bu çabaları yapacak karakterde değildim. Tiyatronun şöhret yapması bayağı zor bir iştir. Şehir tiyatrosunda oynarken aynı zamanda illüzyonistlik de yapıyordum. Sabah saat 9 da evden çıkıyordum gece 2 de eve dönüyorum. Günde bir sürü elbise değiştiriyordum ben de bunun üzerine illüzyonistlikte karar kıldım.

Yaptığınız mesleklerle ilgili Türk sanatına neler kazandırdınız?
En ünlü isimlerle çalıştık
TRT’ye drama tarzı illüzyon çocuk gösterileri hazırladım. Bu Türkiye’de ilktir. Hikaye içerisinde geçen dramaları çekiyorduk ve bu oyunlarda Yaşar Güner, Meral Niron gibi o dönemin ünlü isimleri oynuyordu. Zorlu Center açıldığında çocuk oyununda oynadım. Türk Tiyatro tarihinin gördüğü en parlak çocuk müzikalidir. Hiçbir yer bu kadar büyük bir prodüksiyonu yapmamıştır. Oyuncular hem çalışıyor hem söylüyor hem de oynuyorlardı. İllüzyon devam ederken Hürriyet ve Milliyet’e de yazdım. Daha donra Günaydın gazetesine geçtim. Bando Dergisi’ni çıkardım. Dergi kapanınca ben de o defteri kapatmıştım. Ta ki Atlas Tarihi teklif getirinceye kadar. Özellikle tanıdığım sanatçıları anlatıyorum orada. Muzaffer Akgün, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses ve NubarTerziyan’ı yazdım. Şimdi de Türk Tiyatrosuna ilkleri kazandırmış sanatçıları yazıyorum.

İllüzyon merakınız İstanbul’a ünlü Sihirbaz Zati Sungur’un evine taşınmanız ile başlamış, ama sadece illüzyonist olarak devam etmemişsiniz hayatınıza, kendinizi sürekli geliştirmişsiniz. Bu süreçte zorluklarla karşılaştığınız zamanlar oldu mu?
Mesleğin için hep içinde oldum
İllüzyona ev geçindirmek için başlamadım. İllüzyon dünyasının içinde başladım bu işe. Sonra yavaş yavaş illüzyonun ne olduğunu gördüm, küçük küçük oyunlar öğrenmeye başladım. Her gün okuldan çıktıktan soran Zati Sungur’a uğrar ne lazımsa yardım ederdim. Ardından bana illüzyon aletleri yapımını da öğretti. İllüzyonu ben çok yönüyle tanıdım. Sürekli farklı olmaya çalıştım. Bu ben de hiç vazgeçilmeyen bir tutkuydu. Muhsin Ertuğrul bana kendi aşamayan sanatçı olamaz demişti. Ben de 18 yaşını bitirdiğim gün pasaportumu alarak İsviçre’ye gittim. Aylık kontratlı işime orada başladım. Sürekli yeni şeyler üretmeye çalıştım. Çocuk gösterileri, dramalar, özel dekorlar yaptım.

Meslekte 46 yıl uzun bir süre, bu kadar yıl sahnede kalmayı neye bağlıyorsunuz?
Farklılık beni sahnede tuttu
Her 3 ayda bir farklılık yapıyordum. Temeli aynı tutsam da arada muhakkak oyun değiştirirdim. Çünkü seyirci aynı olabilir. Sadece müziklerimi değiştirmedim. Müzikler o kadar kulağıma yerleşmiş ki o müzikler olmasa oynayamayacağım gibi geliyor. Klasik müzikle çalışıyorum. Sahnede 46 yılda bunların çok fazla etkisini gördüm.

Doğduğunuz yerde mesleğinizi icra edebildiniz mi?
Kocaeli’den hiç resmi teklif gelmedi
Karamürsel’de oturuyorum Karamürsel Belediye Çocuk Tiyatrosu kuruyor hiç kimse bana sormuyor, soruşturmuyor. Bütün tiyatrolar bana davetiye yollar ama burada sadece Haldun Dormen kendi tiyatrosuna çağırdığı için Kocaeli’ye geldim. Yılbaşı gecesinde belediyenin etkinliklerine rağmen o günkü tiyatro oyununda salon doldurdum. Ama beni arayıp burada tiyatro yapar mısınız diyen yok. Görmezlikten gelme gibi bir durumları var. Ama ben değil onlar kaybediyor. Kocaeli değil, Kayseri Belediyesi beni çağırıyor. Belediyelerden hiç resmi teklif almadım. Sadece eskiden Erenler Belediyesi beni bir kez davet etmişti.

Tiyatro ve illüzyonistliğin ortak noktaları size neler kazandırdı?
Ruhum sanatla beslendi
Tiyatrocu her oyunda değişik karakter oynar. İllüzyonist daima illüzyonist rolü oynar. Ben işleyeceğim konuyu tiyatral ve lezzetli bir sunum içerisinde yapıyorum. 1 saat 10 dakika salondaki her çocuğa kendinizi ilgiyle izletebilir misiniz? Şimdi bir sınıfta 40 dakikadan fazla ders anlatamazsınız. Benim taklit edilmeme nedenim de budur. Yoksa benim afişlerimi, oyunlarımı taklit ettiler. Ama benim uyguladığım tarzı taklit edemiyorlar Çünkü bu benim yetişme tarzıma bağlı. Bu kuru kuru şehir tiyatrosu ile olmadı. Gözümü açtığım zaman Türk sanatının en büyük insanlarıyla beraber yaşadım. Mesela Safiye Ayla beni alır radyoya götürürdü. Ben oturur dinler ve hiç sesimi çıkarmazdım bu benim ruhumu beslerdi. Çocuk yaşta opera dinlemeye başladım.

Yaptığınız işin sadece sihirbazlık olarak anılmasını istemiyorsunuz. Siz biraz anlatır mısınız 46 yıldır aşkla yaptığınız işi?
5 Bin saat sahnede kalmadan artist olunmaz
O kadar dolu bir hayat yaşadım ki kitap okumayı da seven bir çocuktum. Şimdi inanılmaz bir kitaplığım var. Bunlar sahnede farkında olmadan insana gram gram genetik bir boyut kazandırdı. Yurtdışında gecede en az iki gösteri yapardım. İstanbul’da Kervansaray’da çalışırdım. Salonlar hep dolu olurdu. Bu kadar çok sahneye çıkmak, bu kadar farklı seyirci görmek büyük bir deneyim. Bunun da çok faydası var. Binlerce kez sahne aldım. Fransızlar 5 Bin saat sahnede durmayan artist olamaz diyor. Bizimkiler de internetten 5 tane oyun öğrenince kendilerini illüzyonist zannediyor. Önemli olan Türk seyircisinin neyi kabul ettiğini anlamak ve oyuna almaktır. Bu yüzden işimi hep severek, çok çalışarak ve aşkla yaptım.

İllüzyonistliğin zor yanları var mıdır?
Daima en iyisini istedim
İllüzyonistliğin zor yanlarından biri bu işi doğru yerden ve doğru kişiden öğrenmektir. İkincisi çok çalışacaksınız, ne kadar çok şey öğrenirseniz size lazım olan şeyi o kadar kolay anlarsınız. Üçüncüsü çok pratik yapacaksınız. Ben hep sahnede yaptı pratiğimi. Dördüncüsü nasıl bir masa kullanacağınızı bilmektir bu dekoratörlüğü gerektirir. Nasıl bir köstüm giyersiniz bu kostümcülüğü bilmeyi gerektirir. Dolayısıyla illüzyonistlik pek çok branşı bir arada barındırdığı için zor bir meslektir. O yüzden bu sanata yetkin ve vakıf çok insan yoktur. Bir iki isim gelip geçmiştir ama onlar da televizyonda ün kazanmıştır. Yoksa bizim illüzyonistlerin hepsi birbirini taklit etmişlerdir. Hala da aynı şekilde yapıyorlar. Hiç kimse de demiyor ki başka şeyler yapayım. Ben daima en iyisini yapmanın peşinde oldum.

Türkiye’de gösteri yapmadığınız yerler var mı?
Sadece iki yer
Sadece iki yerde gösteri yapmadım. Biri Hakkari diğeri Bodrum.

Eşiniz ve çocuklarınızın yaptığınız işe bakış açısı nasıldı?
Onlar da sanatla iç içe
Eşim benim ne iş yaptığımı bilerek evlendi. Onun için zor olan benim bütün ahpaplarım eşim dostum yaşlı yaşlı insanlardır. Dolayısıyla o da artık yaşlı bir dünyaya girdi, adaptasyon zorluğu çekti. Mesela ben her bayram önce halamlara giderdim halamdan çıkar Zati Beylere giderdim sonra Vasfi Rıza’ya giderdim. Akşam üstü Safiye Hanım (Ayla) akşam yemeğine giderdim. Çocuklarım da seviyor bu mesleği. İkisi de müzisyen. Onların böyle bir hayat içerisinde yaşamaları onlara da çok şey kattı.

El çabukluğunuzu ilk ne zaman fark ettiniz? Bunu fark ettiğinizde ben bu işi yapmak için yaratılmışım dediniz mi?
Allah ruhuna sanatı üflemedikçe…
Tabi ki söyledim ama Allah senin ruhuna o sanatı üflemedikçe hiçbir şey olmaz derler. Ki bu böyledir. Ben de bu mesleği sevdiğim için kendimi sürekli geliştirdim ve bu günlere gelebildim. Konservatuvarlardan bir sürü kişi mezun olur ama içlerinden Haluk Kurtoğlu, Macide Tanır, Yıldız Kenter çıkar. Radyoda bir sürü solist vardır ama içlerinden Mediha Şen çıkar diğerleri saf solisttir. Sanat yapabilmek sanat zevki verebilmek başka bir şeydir. Yaparsınız ama seyircinin haz duymasını sağlamak işin sanat tarafıdır. El çabukluğunu çocukken Zati Sungur ve eşi fark etti.

Sanat hayatınızda sizi en çok etkileyen olay neydi?
Keçi yiyen itfaiyeciler
Bir keresinde Kastamonu’nun araç ilçesinde küçük bir salonda sahne aldık. Ertesi gün ise matine yapacağız. Bir kutu ile gösteri yapıyorum. Kutudan tavşan ve kuş çıkarıyorum. Bulduğumuz yerde kuzu ya da keçi de kullanıyoruz. Bu kez kutudan keçi çıkaracaktım ama keçinin kutuda olmadığını fark edince çaktırmadan başka bir oyuna geçtim. Oyun bittiğinde keçinin nerde olduğunu sorunca sahnenin hemen yanında bulunan itfaiyecilerin keçiyi pişirip çevirme yaptıklarını öğrendim. O zaman hem gülmüş hem de çok şaşırmıştım. (Burada gülüyor)

Zati Sungur’un öğrencisi olarak sizin de mesleğe kazandırdığınız öğrencileriniz oldu mu?
Sevmezseniz yapmazsınız
Hayır olmadı çünkü bu meslek sevmek istiyor. Sevmek, bıkmamak, yorulmamak gerekiyor bu meslekte. Sahnede her şeyi ben hazırlamak zorundayım. Yoksa oyunumu oynayamam. Çabuk bıktırır bu meslek. Talep de olmadı zaten. Ben bu işten iyi para kazandım. İyi artist olunca iyi para kazanırsınız.

Bu mesleğin en can alıcı noktaları nelerdir sizin için?
Önceliğim seyirciyi eğlendirmek
Tek can alıcı noktası sahnede seyirciyi eğlendirmektir. Seyirci sizi canı gönülden alkışlıyor ve heyecanla alkışlıyorsa başarılısınızdır.

Peki 46 meslek yılı boyunca hiç hayal kırıklığı yaşadınız mı?
Bir kez hayal kırıklığına uğradım
45. sanat yılımda final için bir oyun hazırlamıştım ama yapamadım. Çünkü oyunun seyri çok farklı yürüdü. Ben büyükler için oyunu hazırlamıştım ama büyükler kadar çocuklar da vardı salonda o yüzden bazı oyunlardan feragat ettim ve tam olarak istediğimi yapamadım. Bu bir hayal kırıklığıdır.

Uzun bir sanat yılınız olmuş, çalışarak çoğu şeyi başarmışsınız. Bu noktadan sonra bir hayaliniz var mı?
50. yılımda sirk çadırını getireceğim
Hayal ettiğiniz sürece illüzyonda başarılı olursunuz. Dolayısıyla ben hep hayal ettiğim şeyleri yaptım. Şimdi bir hayalim var İtalya’dan bir sirk çadırı kiralayıp o çadırla bir revü programı yapmak istiyorum. Bu belki 50. yılımda olur. Şimdiki salonların içinde perde sistemini öldürmüşler. Başka bir salona gidiyorsunuz sahneye kapı açılıyor. Ama sirkte benim istediğim gibi bir sahne var. O yüzden bu sirki Türkiye’ye getirip gösterimi yapmak istiyorum.

Çocuklarımızın neden illüzyon gösterisi izlemeleri gerektiğini kısaca anlatır mısınız?
Çocuklara özel hissettiriyorum
Her oyunda muhakkak çocuğa hissettirmeden verilen bir mesaj vardır. Tiyatronun gerektirdiği kadar bir mesaj vermeye çalışıyorum ama tiyatrodakinden daha fazla eğleniyorlar. Çünkü tiyatroda perde açılıyor oyuncular ezberledikleri oyunu her yerde herkese aynı oynuyorlar. Mesela ben 14 oyun hazırlıyorum 11’ini oynuyorum 3 tanesi yedekte duruyor. Seyirciye göre oynuyorum. Dolayısıyla her oyun başarıyla bitiyor. Her oyunda farklı oynuyorum ve çocuklar çok eğleniyor. Kendilerini o kadar özel hissediyorlar ki evlerine doğum günü gösterisine gitmiş gibi oluyor. Hiçbir kendini uzakta görmüyor. O gösteriyi sadece ona özel yapıyormuşum gibi düşünüyor.

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Çağdaş Kocaeli Gazetesi | Kocaeliden dünyaya Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız
Yukarı ↑